<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451</id><updated>2011-09-30T16:13:07.314+03:00</updated><category term='eleştiri'/><category term='tiyatro'/><category term='köksal engür'/><category term='sağır dilsiz film'/><category term='pandora&apos;nın kutusu'/><category term='cem özeren'/><category term='biutiful'/><category term='ferzan özpetek'/><category term='avea'/><category term='oscar'/><category term='festen'/><category term='Okan Bayülgen'/><category term='iş arama'/><category term='prensesin uykusu'/><category term='TNK'/><category term='aşk tesadüfleri sever'/><category term='kutlama'/><category term='melis tezkan'/><category term='mutluluk'/><category term='bkm'/><category term='DOT'/><category term='kanal(i)zasyon'/><category term='mr. nobody'/><category term='yeni mezun'/><category term='başlangıç'/><category term='belçim bilgin'/><category term='öner erkan'/><category term='the boy in striped pyjamas'/><category term='salih kalyon'/><category term='im juli'/><category term='çizgi pijamalı çocuk'/><category term='mehmet günsur'/><category term='angelina jolie'/><category term='özen yula'/><category term='an education'/><category term='serseri mayınlar'/><category term='punk rock'/><category term='okan urun'/><category term='vodafone'/><category term='kariyer'/><category term='moritz bleibtreu'/><category term='leonardo di caprio'/><category term='johnny depp'/><category term='social network'/><category term='marka konferansı'/><category term='medya'/><category term='facebook'/><category term='eyvah eyvah'/><category term='saadet ışıl aksoy'/><category term='sinema'/><category term='once'/><category term='cahil periler'/><category term='kanalizasyon'/><category term='esra bezen bilgin'/><category term='yakındoğuda ihanet'/><category term='özgü namal'/><category term='yeşim ustaoğlu'/><category term='murat han'/><category term='yazı'/><category term='turist'/><category term='meral çetinkaya'/><category term='cemil büyükdöğerli'/><category term='soul kitchen'/><category term='glen hanshord'/><category term='onur ünsal'/><category term='karnlıktakiler'/><category term='murat daltaban'/><category term='derya alabora'/><category term='shopping and fucking'/><category term='biriken'/><category term='fatih akın'/><category term='yüksek lisans'/><category term='aksanat'/><category term='festival'/><category term='teoman'/><category term='mark zuckerberg'/><category term='when your mind&apos;s made up'/><category term='mert fırat'/><category term='martin scorsese'/><category term='film'/><category term='bornova bornova'/><category term='shutter island'/><category term='enis arıkan'/><category term='rıza kocaoğlu'/><category term='çağan ırmak'/><category term='başka dilde aşk'/><category term='javier bardem'/><category term='turkcell'/><category term='kutup çizgisi aşıkları'/><category term='şebnem ferah'/><category term='dotmarsta'/><title type='text'>hande's way</title><subtitle type='html'>sinema, müzik, tiyatro, iş hayatı, medya...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>29</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-4800553050122769834</id><published>2011-02-26T14:00:00.022+02:00</published><updated>2011-02-28T19:37:02.506+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='festen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cemil büyükdöğerli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutlama'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enis arıkan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köksal engür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rıza kocaoğlu'/><title type='text'>Kutlama / Festen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-tRnBEA4Kde4/TWj07DPRdzI/AAAAAAAAAJM/7mI3jxnjnPw/s1600/kutlama.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 125px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tRnBEA4Kde4/TWj07DPRdzI/AAAAAAAAAJM/7mI3jxnjnPw/s200/kutlama.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577977433817184050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;D&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;aha önce DOT Tiyatrosu'nun oyunları &lt;b&gt;Punk Rock ve Shopping and Fucking&lt;/b&gt; hakkında ne hissettiğimi dile getirmeye çalıştığım ama kelimeleri(mi)n kifayetsiz kaldığı yazılar olmuştu. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;O yazılarda uzun da bir girizgahım vardı DOT'la tanışmamla ilgili. Vur/Yağmala/Yeniden'den tutup Kara Tavuk'a varıncaya dek her oyununa ve oyuncusuna duyduğum hayranlığı anlattığım girizgahlardı bunlar. Derken bir gün bir müjdeli haber 'tweetlendi' ve yanlış okumuyorsam şöyle yazmaktaydı: Dot'un yeni oyunu 'Kutlama' başlıyor. Bu haberle içimde başlattıkları kutlamayı, ne ana dilim Türkçe'de ne de bugün Sheakespeare'in yaşadığı döneme göre 5 kat fazla kelimeye sahip İngilizce'de tarif etmemin imkanı yok ne yazık ki... Dogma 95 kurallarına göre Thomas Vinterberg tarafından çekilen meşhur 'Festen'i Türkiye'de istisnasız en sevdiğim tiyatro oynayacaktı. Biletler için deyim yerindeyse 'seferber' olundu ve 'Kutlama' başladı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Oyun hiç beklenmedik- DOT'tan beklendik- vurucu, soğuğu unutturucu bir sahne ile dışarıda başladı. İçeri girdiğimizde ise Elvin Aydoğdu'nun söylediği Radiohead klasiği High and Dry'ı karşıladı bizi. Öyle bir ortam oluştu ki zaten maksimum olan beklentimiz daha da üst boyutlara ulaştı. Peki 90 dakikanın sonunda Kutlama izlediğim en vurucu oyun, en güzel oyun diyebildin mi diye soracak olursanız sanırım bunu söyleme hakkımı bir sonraki oyuna ama yine bir DOT oyununa sakladım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;'Kutlama' gibi olay bir filmi tiyatroya uyarlamak başlı başına çok çok zor iş. Ama biliyoruz ki DOT son 5 senede inanılmaz işler başardı, oynanamaz denen nice oyunları sahneye koydu. Sadece oyun ve oyuncularıyla değil bir tiyatronun kurumsallaşması adına da diğer tiyatrolara örnek olacak şekilde izlediği iletişim stratejisiyle de takdire şayan işler kotardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kutlama'nın kadrosunda bulunan, isimlerini dahi yan yana gördüğümüzde heyecan duyduğumuz oyuncuların hepsini aynı sahnede görmek gerçek bir şölen. Ancak oyunculuğuyla oynadığı karaktere hayat katacak potansiyeli barındıran bazı oyuncuların sadece 2-3 cümleyle yetinmek zorunda kalmalarını görmek, hikayenin daha derinleşmesini beklediğim anda bitmesi (zorunlu nedenlerden de olsa) bir parça hayal kırıklığı yarattı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Festen bir aile hesaplaşması. Yıllarca susulanlar, 'huzur' bozulmasın diye 3 maymun oynayan en yakınlar yani aslında hep inkar ve ihmal ettiğimiz, çok çok da uzağımızda olmayan hayatların gerçekleri var oyunda. Bu hesaplaşmayı başlatan evin büyük oğlu &lt;b&gt;Cemil Büyükdöğerli&lt;/b&gt;, evin hırçın ve yaramaz küçük çocuğu &lt;b&gt;Rıza Kocaoğlu,&lt;/b&gt; nefret edecek ve yediği dayakların gerçek olmasını isteyeceğimiz kadar tiksindiğimiz baba &lt;b&gt;Köksal Engür&lt;/b&gt; hepsi gerçekten benim ayrıca belirtmeme ihtiyaçları olmayacak kadar müthişler. Ama örneğin sessiz kalmayı tercih eden anneyi oynayan &lt;b&gt;İpek Bilgin,&lt;/b&gt; onca az repliğine rağmen oyunculuğunu konuşturan &lt;b&gt;Enis Arıkan&lt;/b&gt; ve ablanın sevgilisi rolündeki &lt;b&gt;Umut Kurt'&lt;/b&gt;u biraz daha izleyebilmek, meseleyi ve meselelerinin derinliğini anlamamız ve daha iyi sindirmemiz açısından çok daha faydalı olabilirdi diye düşünmeden edemiyorum. Böyle düşünen az sayıda insandan biri olduğumu ve oyunun kusursuzlukla itham edildiğinin de gayet farkındayım, benim ithamım ise biraz daha farklı olarak mükemmel değil ama  'mükemmele yakın'&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tiyatrodan soğumuş, tiyatroya ön yargılı arkadaşlarınıza yapacağınız en güzel iyiliklerden biri onları DOT oyunlarına götürmek olur zannımca. Bazı küçük eksiklikleri olsa da Festen de kesinlikle  bu oyunlardan liste başı olanı. Oyunun biletleri an be an tükenmekte; artık telefonu elinize alıp tuşlara basmaya başlamalısınız bile..&lt;/span&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*** Thomas Vinterberg elinden çıkma Festen'den (1998) birkaç vurucu sahneyi &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=P7OfyPoyuFE&amp;amp;feature=player_embedded"&gt;buradan&lt;/a&gt; izleyebilirsiniz&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-4800553050122769834?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/4800553050122769834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/02/kutlamal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4800553050122769834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4800553050122769834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/02/kutlamal.html' title='Kutlama / Festen'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-tRnBEA4Kde4/TWj07DPRdzI/AAAAAAAAAJM/7mI3jxnjnPw/s72-c/kutlama.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-5769903893629889379</id><published>2011-02-13T23:48:00.007+02:00</published><updated>2011-02-14T00:10:52.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='teoman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk tesadüfleri sever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TNK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belçim bilgin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şebnem ferah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet günsur'/><title type='text'>Aşka inanma, aşk filmsiz de kalma...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-2Mi-AQ6lsfE/TVhSvXwJcWI/AAAAAAAAAI0/GGTs_jSds6E/s1600/ats.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 140px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-2Mi-AQ6lsfE/TVhSvXwJcWI/AAAAAAAAAI0/GGTs_jSds6E/s200/ats.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573295512654279010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div&gt;Doğruya doğru: Son yıllarda '...&lt;b&gt;&lt;i&gt;ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;' türevi cümleler tarih oldu. Amerikan klasiği 'romantik komediler' bile şekil değiştirdi. Daha doğrusu olayların sırası değişti. Artık oyuncular önce yatakta alıyorlar soluğu, sonrasında kiminde tadından yenmez bir aşk hikayesi, kimindeyse 'yaptık oldu' (!) zorlama aşk hikayesi eşlik ediyor seyirciye. Ama istisnasız herkes hala film gibi aşklar duymak, yaşamak istiyor o yüzden de aşk filmlerine gözü kapalı gidiyor -ben dahil -kocaman bir kitle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Teoman'ın kliplerinin fark edilir ve fark yaratan yönetmeni olarak hatırlayabileceğimiz Ömer Faruk Sorak elinden çıkma, Mehmet Günsur ve Belçim Bilgin'den doğma film Aşk Tesadüfleri Sever' vizyona gireli az bir süre olmasına karşın çok beğenildi, konuşuldu. İster istemez beklentiler büyüdü, oynamış olsun, oynayamamış olsun:) Mehmet Günsur'u beyaz perdede izleyecek olmanın getirdiği motivasyonla da ikinci gün bilet alındı. Sonuç ne mi oldu: Aşk Tesadüfleri Sever ne yazık ki 'hayal kırıklığına' bilet aldığımız filmlerden oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşk Tesadüfleri Sever'in sorunu tesadüfleri fazlaca sevmesi... Belki daha başka bir biçimde anlatılsa göze batmayacak olan tesadüf silsilesi filmde sinir bozucu boyutta. Bunun dışında çoğu aşk filminin düştüğü hata: Son derece kusursuz ve iyi ''esas kadın''; son derece kusursuz ve iyi ''esas adam'', ve hatta son derece kusursuz ve iyi ''diğer adam''ı barındırması. Masalsı hikayeye lafım yok ancak bir arkadaşımın da çok güzel belirttiği gibi beni 'aptal' yerine koyan filmlere de hikayeye de itirazım var. Çocukluk aşkını unutamayan herkes o döneme, aşık olduğu kişiye ait bir şeyi saklamıştır elbet ancak neredeyse daha dün alınmış gibi yerinde duran 'hazine kutusu' o kadar 'ben filmim' diye bağırmaktaydı ki. Filmin başında 2 dakikalık bir sahnesi olan Ayşe Arman ise adeta 'acaba şu an güzel görünüyor muyum?' demiş, kamera yerine aynaya bakmayı tercih etmiş. Ayşe Arman'ın oyunculuk iddiasının olmadığının gayet bilincindeyim ancak göründüğü 2 dakikalık sahnede film izlediğimizi unutturabilir, biraz daha doğal görünebilirdi. Bu ve bunun gibi birçok şey filmden soğumama neden oldu diyebilirim. Artıları hiç mi yoktu? diye soracak olursanız da çok rahat güzel şarkıları ve müthiş görüntü yönetmenliğini sayabilirim. Özellikle birkaç ay önce keşfettiğim TNK, Redd, Teoman, Şebnem Ferah şarkıları filmi güzelleştiren yegane şeylerden olmuş. Ama tüm bunlar yine de günü de filmi de kurtarmaya yetmemiş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşk imkansız mı? Asla. 24 saatte de birine aşık olabilir misin? Pek tabii...Aşka hala inanıyor muyum? Tüm kalbimle. Güzel bir aşk filmi için sinemaya gidilir mi? Filmin adı 'Başka Dilde Aşk' oldukça ona da 'tabii'...&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-5769903893629889379?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/5769903893629889379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/02/aska-inanma-ask-filmsiz-de-kalma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/5769903893629889379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/5769903893629889379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/02/aska-inanma-ask-filmsiz-de-kalma.html' title='Aşka inanma, aşk filmsiz de kalma...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-2Mi-AQ6lsfE/TVhSvXwJcWI/AAAAAAAAAI0/GGTs_jSds6E/s72-c/ats.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-2460708433224838985</id><published>2011-02-01T17:49:00.007+02:00</published><updated>2011-02-03T23:28:20.171+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='javier bardem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biutiful'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oscar'/><title type='text'>‘Biutiful’</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TUgsGz-gmGI/AAAAAAAAAIs/_KKsX2RvH7o/s1600/Biutiful-574690%2B%25281%2529.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 191px; FLOAT: right; HEIGHT: 268px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5568749434786846818" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TUgsGz-gmGI/AAAAAAAAAIs/_KKsX2RvH7o/s200/Biutiful-574690%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bazı yönetmenler var… Sadık sinema izleyicisinin konusunu okumadan, oyuncularına bile bakmadan filmlerini tercih ettiği yönetmenler bunlar. Bir tanesinin adı: Inarritu. Bir de bazı oyuncular var… İsmi geçtiğinde sinemadan anlayan-anlamayan herkesin önünde şapka çıkardığı, en az bir filmini bildiği, izlediği. Bunlardan birinin adı da: Javier Bardem. İşte bu sene bu ikili sinemaya bir ‘Biutiful’ armağan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Biutiful’ Barselona’nın arka sokaklarında geçen karanlık bir film. Kaçak çalışan göçmenlere, parçalanan ailelere, yoksulluğa ve yoksunluğa dair parçaları en acılı tarafından ikram eden, ve tüm bu ‘acısına’ rağmen gayet lezzetli bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Javier Bardem’in canlandırdığı Uxbal bir sürü şey aslında, ama hepsinden her şeyden öte ‘merhametli bir baba’. Çocukları için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, yaşamayı bile sadece onlar için isteyecek kadar düşünceli, manik depresif karısını hala sevecek kadar ‘aşık’, metroya dahi kaçak binecek kadar tutumlu, tüm biriktirdiği parasını çocuklarına harcayacak kadar yufka yürekli ama tüm bunları yaparken aldığı kararların bedelini ödeyemeyecek kadar korkak. Yani aslında herkes gibi. Film Uxbal’ın ekseninde geçse de; kaçak göçmenlerin, umudu başka yerlerde arayanların değişmeyen, evrensel hikayesine değiniyor Inaritu. Her birinin hikayesi ayrı ayrı önemli, her birinin hikayesi ayrı dağıtıcı. İşin güzel tarafı Inaritu sinemasını sinema salonlarında mendil kullanımında artış sağlamak için yapmıyor. He ticari kaygılarının olmadığını öne sürecek kadar Pollyanna değilim ne yazık ki ama Inarritu filmlerinde sömürülen duygular yok, sadece gerçekler var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum Javier Bardem’in oyunculuğu hakkında herkes çok şey söyledi, ama filmi izledikten sonra gönül rahatlığıyla söylüyorum ki ‘az bile söyledi’. Ben şu satırları yazar, siz okurken onun evde ‘And i would love to thank …’ ile başlayan Oscar konuşmasının son rötuşlarını yaptığına nerdeyse kalıbımı basarım. Bardem filmdeki performansıyla koltuğa çiviliyor, her anlamda 'gözleri dolduruyor', kısacası hayran bırakıyor. ‘Her zamanki gibi müthiş oynuyor’ demek Biutiful’daki performansına haksızlık olur kanımca çünkü Javier Bardem Biutiful’da müthiş değil ‘kusursuz’ oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biutiful vizyondan hiç kalkmayacak film. Umarım vizyonumuzdan da kalkmaz. Ve umarım vizyonumuz, ilkemiz, misyonumuz yalandan dayatılan şirket değerleri değil Biutiful’un gösterdikleriyle ilgili bir şeyler yapmak olur. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-2460708433224838985?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/2460708433224838985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/02/biutiful.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/2460708433224838985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/2460708433224838985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/02/biutiful.html' title='‘Biutiful’'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TUgsGz-gmGI/AAAAAAAAAIs/_KKsX2RvH7o/s72-c/Biutiful-574690%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-3737035335376316589</id><published>2011-01-22T16:15:00.012+02:00</published><updated>2011-01-22T18:57:48.282+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özen yula'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okan urun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melis tezkan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='biriken'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yakındoğuda ihanet'/><title type='text'>Hem Sihirdir Hem Keramet Yakındoğu'da İhanet</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TTro-eqt-rI/AAAAAAAAAIc/5uK0MwaTAlA/s1600/biriken.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TTro-eqt-rI/AAAAAAAAAIc/5uK0MwaTAlA/s200/biriken.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565016449651440306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;Bundan 5 sene öncesi... 33 metrekarelik bir evdeyiz. Çok sevdiğim bir adam çok sevdiğim sesiyle bir hikaye okuyor bana. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;Daha önce hep telefondan dinlemek nasip olmuştu onu, bu sefer ne mutludur ki aramıza giren bir cızırtı yok...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O, hikayeyi okurken- hatta yaşarken-&lt;b style="font-style: italic; "&gt; &lt;/b&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;'İçimde bıçaklar çeviriliyor, yaşamaya dair başarısızlığım beni çok yaralıyor'&lt;/span&gt;&lt;b style="font-style: italic; "&gt; &lt;/b&gt;gibi nice cümleler dökülüyor ağzından. İşte o zaman tanıştım ben Özen Yula'yla. Sonra da bir yazarı seven her insanın yapacağı şeyleri yaptım; kitaplarını aldım, okudum, oyunlarını izledim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O hikayeyi bana okuyan adamsa Özen Yula'nın &lt;b&gt;Yakındoğu'da İhanet'i ile&lt;/b&gt; seyirci karşısına çıkıyor her Perşembe Galataperform'da. Yine neredeyse 100 yıldır tanıdığım ve çok sevdiğim bir kadınla beraber kurdukları 'biriken' elinden çıkıyor bu 'ihanet.'&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dikkat bu bir uyarı kaydıdır: Oyun hakkında yazan oynayanın yakın arkadaşıdır o yüzden şimdiki satırlarım çok objektif olamayabilir ama sahi kime göre, neye göre şu kullanmayı pek sevdiğimiz objektiflik? İşte Yakındoğu'da İhanet de bunu söylüyor, soruyor sorguluyor. Ne kadar çok gereksiz kelimelerden ibaretiz hepimiz ve ne kadar çok 'tanım'a 'tanımlama'ya 'etiketleme'ye gerek duyuyoruz şu hayatta. Halbuki sadece 300 kelime. 300 kelime yeter hepimize...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;'Hepimiz sayılardan ibaretiz' &lt;/i&gt;diyor sonra, hiç aklınıza gelmiş miydi? İlkokulda kırılan bir cam ve 'numara' sayısına göre sınıfa dizilen öğrenciler var oyunda. Hepimiz sahiden de numaralardan ibaretiz. Hayat boyu öğretmenlerin, okulların, maaş bordrolarının, Türkiye Cumhuriyeti'nin belirlediği sayılardan ibaretiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanların birbirine inanmadan söylediği &lt;b&gt;samimiyetsiz samimi&lt;/b&gt; laflar var bir de, intihar etmek üzere olanlara edilen 'Derdin neyse çaresi bulunur' 'Derdini anlatmayan derman bulamaz'dan tutun da 'Oraya geleceğiz ve sana yardım edeceğiz'ine kadar edilen büyük laflar. Hayatımız boyunca duyduğumuz büyük lafları getiriyor akla 'Seni seviyorum' 'Artık hep yanındayım'  gibi iyi niyetle kurulmuş ama sonradan büyüklüğü altında ezilinmiş cümleler. Ne tesadüf ki oyunu bir kez daha izlerken bu büyük cümlelerden nasibini almış bir arkadaşım eşlik etmekteydi bana.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yakındoğu'da İhanet, Okan Urun ve Melis Tezkan'ın kurduğu disiplinler arası topluluk &lt;b&gt;biriken&lt;/b&gt; tarafından sergilenmekte ve oyun metnini dinlerken tüm duyguları size geçiren Okan Urun seyirciyi rahatlatarak rahatsız etmekte. Bunun dışında kullanılan video görüntüleri oyuna son derece hizmet etmekte dersem sanırım abartmış olmam. İzlemek isteyenler için: Yakındoğu'da ihanet Galataperform'da. Gerçekten de hem sihirdir hem keramet Yakındoğu'da İhanet.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-3737035335376316589?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/3737035335376316589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/01/hem-sihirdir-hem-keramet-yakindoguda_702.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3737035335376316589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3737035335376316589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/01/hem-sihirdir-hem-keramet-yakindoguda_702.html' title='Hem Sihirdir Hem Keramet Yakındoğu&apos;da İhanet'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TTro-eqt-rI/AAAAAAAAAIc/5uK0MwaTAlA/s72-c/biriken.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-4558410798551568283</id><published>2011-01-16T20:22:00.009+02:00</published><updated>2011-01-16T21:18:35.869+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bkm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='salih kalyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eyvah eyvah'/><title type='text'>Eyvah Eyvah yine geldi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TTNDpMESIrI/AAAAAAAAAIE/VTqr77EERHQ/s1600/eyvah-eyvah-2.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 212px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TTNDpMESIrI/AAAAAAAAAIE/VTqr77EERHQ/s320/eyvah-eyvah-2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562864339625583282" /&gt;&lt;/a&gt;21. yüzyılın ilk 10 yılını geride bıraktık ama hala daha bir sinema filminin ya da tiyatronun PR'ının, reklamının vb yapılmasından rahatsız oluyoruz. Oysa ki en 'bağımsız' filmler bile birilerine ulaşmak için çekiliyor, en 'marjinal(!)' oyunlar birileri izlesin diye sergileniyor. Ulaşılmak istenen ister 10 kişi ister 1 milyon kişi olsun bunun 'duyurulmasının' elzem olduğu fikrinde birleşebiliriz sanırım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yanlış anlaşılmasın: Keşfedil(e)memiş, medya tarafından 'kaale alınmamış' bir sürü proje, oyun, film vb bulunduğunu söylemek boynumun borcudur her zaman, hatta bundan şikayet edenlerin haklı serzenişlerini her zaman dile getirdim / getiririm ancak 'eğlence dünyasının' da tıpkı inşaat, kozmetik, FMCG gibi bir sektör olduğunu kabullenme ve bu sektörle ilgili pazarlama çalışmalarına başlama zamanı geldi de geçiyor bile.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu konu nereden çıktı diyecek olursanız; Eyvah Eyvah'ın devam filmi için beyan edilen 'Eyvah Eyvah 2 her yerde', 'Aman bıktık off amma reklamını yaptılar şu filmin', 'Reklamı yapılmasa bu kadar tutmazdı' cümleleri neden oldu bu yazıya. Çünkü PR'ının iyi yapılması, filmin arkasında tecrübeli, oturmuş bir ekibin olması ya da şöyle söyleyeyim 'kurumsallaşmış' bir BKM olması bana kalırsa eksi değil kocaman bir 'artı'.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eyvah Eyvah 2, küfre başvurmadan güldürebilen, bazı sahnelerde gülmekten koltuktan düşüren, Bozcaada, Geyikli manzaralarıyla insanı kendinden geçiren, senaryosundaki eksikliklere rağmen sıcacık hikayesiyle koltuğa çivileyen, harika müzikleriyle sizi başka diyarlara götüren adeta bir 'terapi' filmi. Filmde eksiklikler, cevaplanamayan sorular olduğu doğru ancak filmin 'güldürmek' vazifesini başarıyla tamamlaması nedeniyle pek takılınacak gibi değil. Reklamda göründüğü gibi çıkmadığı için alanın parasını boşa çıkaran bir bulaşık yahut çamaşır makinesi gibi hiç değil. Türk sinemasının son yıllarda çıkardığı fazlasıyla 'eli yüzü düzgün' filmlerden biri olmayı başarmış, bahsi geçtiğinde her sofrada gülümsenerek hatırlanacak bir tatlı huzur filmi Eyvah Eyvah 2. Türk filmi sevmiyorsanız, komedi tercih etmiyorsanız, filmin oyuncularını beğenmiyorsanız bir şey demek de benim üstüme vazife değil ancak belirtmeden geçemeyeceğim: Sadece ve sadece büyük üstad 'Salih Kalyon'u izlemek için bile Eyvah Eyvah 2'ye gidilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-4558410798551568283?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/4558410798551568283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/01/eyvah-eyvah-yine-geldi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4558410798551568283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4558410798551568283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/01/eyvah-eyvah-yine-geldi.html' title='Eyvah Eyvah yine geldi...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TTNDpMESIrI/AAAAAAAAAIE/VTqr77EERHQ/s72-c/eyvah-eyvah-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-3267206359008270678</id><published>2011-01-03T10:01:00.006+02:00</published><updated>2011-01-03T23:26:25.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='angelina jolie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='johnny depp'/><title type='text'>Turist: Johnny Depp ve Angelina Jolie'den başka bir vaadi olmayan film...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TSI8QvWN3lI/AAAAAAAAAH8/32dO_HjsbQA/s1600/turist-film-izle.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TSI8QvWN3lI/AAAAAAAAAH8/32dO_HjsbQA/s320/turist-film-izle.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5558071148413836882" /&gt;&lt;/a&gt;Son 2 ayımızı alan bir ödev hazırladık yüksek lisansta: Bir marka seçecek ve bu markanın iletişim çalışmalarını inceleyecektik enine boyuna. İşte bu çalışmada şöyle bir bölüm vardı: Markanın reklamdaki 'vaadi' ve 'vaadin desteği.'  Teoriler bu ödevde 'dayatıldığı' gibi işleseydi şayet 'Turist' filminin müthiş bir film olması lazım gelmekteydi. Malum vaadi: usta ve ödüllü bir yönetmenin elinden çıkan başarılı bir 'uyarlama filmi' vaadin desteği ise Johnny Depp ve Angelina Jolie... İzleyende bıraktığı hissiyat ise 'neydi bu şimdi?'&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bundan birkaç ay önce bir sinema dergisinde okumuştum 'Turist' filmini. Aslına bakarsanız 'ünlü oyuncu' olmak dışında hiçbir ortak noktası- özellikle kimyası- olmayan iki oyuncunun arasındaki 'olmamışlık' fotoğraflara bile yansımıştı. Ama yönetmen koltuğundaki isim 'Das Leben der Anderen' filmiyle tanıdığımız Florian Henckel von Donnersmarck olunca, film nispeten başarılı bir filmin yeniden çevirimi olunca, bir de içinde Johnny Depp olunca şüphesiz ki 'şans verilmeliydi.'&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmin içindeki açıklanması imkansız sahneleri geçtim, Turist'in en büyük olmamışlığının nedeni demin de değindiğim gibi başrol oyuncularının arasındaki kimyanın tutmaması. Bunun dışında gerilim sahnelerinin hiç germediğine, filmdeki 'noir' havanın Jolie'nin yürüyüşü ve mimikleriyle verilmeye çalışıldığına ama başarılamadığına da değinmek lazım tabii ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orjinal filmin (Anthony Zimmer'in) de müthiş parıltılar barındırdığını iddia edemesek de eli yüzü düzgün kategorisinde yerini aldığını rahatlıkla iddia edebiliriz sanırım. Ancak aynı şeyi iki starlı, bol Venedik manzaralı Turist için söylemek ne yazık ki güç. Dolayısıyla bu filme ayıracağınız 100 dakikayı çok daha faydalı bir şeyler için geçirebileceğinizi söyleme hadsizliğinde de buluncağım müsadenizle. Tabii izlenmek istenen Jolie ve Depp'se o karşı çıkamayacağım kadar haklı ve başka bir seçim :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmin en güzel yanının da film biterken çalan Muse- Starlight olduğunu belirtir, kulak pasınızı gidermek için şu linki paylaşmayı bir borç bilirim: &lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, 'Helvetica Neue', sans-serif; font-size: 15px; color: rgb(68, 68, 68); line-height: 19px; "&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xcw1os_muse-starlight_music" target="_blank" rel="nofollow" class="twitter-timeline-link" url="http://www.dailymotion.com/video/xcw1os_muse-starlight_music/" title="http://www.dailymotion.com/video/xcw1os_muse-starlight_music/" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; color: rgb(0, 132, 180); text-decoration: none; "&gt;http://www.dailymotion.com/video/xcw1os_muse-starlight_music&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-3267206359008270678?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/3267206359008270678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/01/turist-johnny-depp-ve-angelina-jolieden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3267206359008270678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3267206359008270678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2011/01/turist-johnny-depp-ve-angelina-jolieden.html' title='Turist: Johnny Depp ve Angelina Jolie&apos;den başka bir vaadi olmayan film...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TSI8QvWN3lI/AAAAAAAAAH8/32dO_HjsbQA/s72-c/turist-film-izle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-7793014958808803723</id><published>2010-11-10T17:16:00.007+02:00</published><updated>2010-11-10T20:01:32.188+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çağan ırmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='prensesin uykusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>'Bana bir masal anlat' Çağan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TNrLOapOhvI/AAAAAAAAAHw/hgssI3bhNxA/s1600/prensesin%2Buykusu.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 286px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TNrLOapOhvI/AAAAAAAAAHw/hgssI3bhNxA/s320/prensesin%2Buykusu.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5537962140336293618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;'Çağan Irmak' dendiğinde objektifliğimi kaybettiğim doğru... Ancak her seferinde 'ben dizine yatıyorum, Çağan Irmak bir hikaye anlatıyor ve ben büyüyorum.'&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hal böyleyken objektivite&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; neye yarar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;'Prensesin Uykusu' da ilham veren güzel bir hikaye... Hani ince ince işlenmiş,tüm hayalciliğine, hayalperestliğine karşın hayattan kopmamış, suratta hep bir gülümseme bırakan cinsten. Hüzün ve kahkahanın her zamanki gibi iç içe geçtiği, ''hayatta her şey mümkün''ü çoktan unutmuş bizlerin kafalarına vurmadan bizlere pek güzel hatırlatan bir seyirlik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;Bu seferki hikayesini de hem büyüklere hem küçüklere armağan ediyor Çağan Irmak. Hayat kargaşasında bir kenara attığımız hayal gücünün önemini onu en güzel kullanan varlıklar- yani çocuklar ve çocuk kalmayı başarmışlar- üzerinden anlatıyor ve 'yüreğe dokunmak' konusundaki ustalığını yine konuşturuyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;Filmin prensesi yani Gizem'in kağıt kalem kullanarak tuttuğu günlük, hayran olunan sanatçı posterinin duvara asılması, Jules Verne'in 'Denizler Altında 20.000 Fersah'ı öyle zannediyorum ki herkesi bir parça geriye döndürürken yüzlerde de çok manalı bir tebessüm bırakmayı ihmal etmedi. Çoğu kişi klişe olarak görse de Çağan Irmak filmlerinde en sevdiğim şeylerden biri de çoktan unutmaya yüz tutulmuş bir filmin, kitabın, yazarın, şarkının ...vb hatırlatılması: bana soracak olursanız bu çoğu kişinin ihmal ettiği bir 'sosyal sorumluluk.' Öyle ya da böyle birilerinin bu hatırlatmaları yapması lazım ve bence Çağan Irmak da hatırlatarak 'en iyisini yapıyor.'&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;'Prensesin Uykusu' hayal gücünün sınırlarını zorlayan, zorlamayı deneyen, hayal gücüne inanan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı, ilham alacağı, hayattaki çirkinliklerin güzellikleri örtmesine izin verdirtmeyen iç ısıtan bir film. Umarım ve dilerim ki hepinizin uyandığında size hikaye anlatacak bir 'Aziz'i vardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;***Fikri Mühim'e davetleri ve başarılı organizasyonları için &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms'; font-size: small; line-height: 15px; "&gt;bir kez daha teşekkür ederim:)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-7793014958808803723?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/7793014958808803723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/11/bana-bir-masal-anlat-cagan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7793014958808803723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7793014958808803723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/11/bana-bir-masal-anlat-cagan.html' title='&apos;Bana bir masal anlat&apos; Çağan'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TNrLOapOhvI/AAAAAAAAAHw/hgssI3bhNxA/s72-c/prensesin%2Buykusu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-6962348400335243808</id><published>2010-10-31T23:24:00.010+02:00</published><updated>2010-11-06T12:40:34.225+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mark zuckerberg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='social network'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='facebook'/><title type='text'>Facebook'tan önce, facebook'tan sonra...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TM3fi_ur3II/AAAAAAAAAHo/JI9Pu7CKVg8/s1600/sn.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 273px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TM3fi_ur3II/AAAAAAAAAHo/JI9Pu7CKVg8/s320/sn.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534325309424000130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px; "&gt;    David Fincher'ı çoğu sinema izleyicisi kadar sevdiğim doğru fakat Social Network'e ('The' fazlaydı attım:) gidiş nedenim birçok kişinin aksine yönetmeni değildi. Filmin Fincher'ın elinde olduğunu bilmek şüphesiz ki ilgiyi arttırıcı bir unsur ancak Social Network çok başka sebeplerden şans verilmeyi hak eden bir film...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;    Social Network'te karakterler siyah ve beyaz değil, neyin doğru neyin yanlış olduğuyla da ilgilenmiyor, beylikçe laflar etmiyor, 'güldürürken düşündürme' derdinde de (iyi ki) değil. Yeri geldiğinde dakikalarımızı, saatlerimizi geçirdiğimiz, vazgeçemediğimiz, vazgeçsek de 'geri döndüğümüz' kürkçü dükkanımız Facebook'un ve Mark Zuckerberg'in hikayesini en güzel şekilde gözler önüne seriyor. Dünyanın nüfus bakımından 3. büyük ülkesi olan Facebook'a 120 dakika boyunca yapılacak yolculuğu merak etmeyen yok gibi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;    İnsanların kendini olmak istediği gibi gösterebileceği, sinemaya gitmeden veya bir kahve içmeden de ilgilenilen karşı cinsin 'tanınabileceği' Facebook Zuckerberg'in arkadaşlarıyla konuştuktan ve ihtiyaçları saptadıktan sonra daha da geliştirdiği, kendini 'refresh' eden bir devrim.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;    Justin Timberlake fanı olmadığımdan olabilir filmde bir tek ona ısınamadım ancak diğer tüm oyuncuların hakkını vererek oynadığı su götürmez bir gerçek. Özellikle Mark'ın en yakın arkadaşı facebook'un co-founder'ı Eduardo Saverin rolündeki Andrew Garfield filmdeki en iyi şeylerden biri. Ayrıca çok sevdiğim Radiohead-Creep'in eski ama yeni şahane bir cover'ını bana keşfettirdiği için de teşekkür etmek boynumun borcu... (Scala and Kolacny Brothers / Creep  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal; "&gt;&lt;a href="http://fizy.com/s/1ltlmv"&gt;http://fizy.com/s/1ltlmv&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="line-height: 16px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;    Mehmet Açar'ın da çok güzel buyurduğu gibi 80 dakika hissedilen 120 dakikalık bu film izleyenin ağzında çok güzel bir tat bırakıyor. Üstelik sonunda gelen hesap da her kuruşunuza değiyor bu yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Social Network kesinlikle sinemada tercih edilebilecek bir film...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-6962348400335243808?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/6962348400335243808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/10/facebooktan-once-facebooktan-sonra.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6962348400335243808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6962348400335243808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/10/facebooktan-once-facebooktan-sonra.html' title='Facebook&apos;tan önce, facebook&apos;tan sonra...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TM3fi_ur3II/AAAAAAAAAHo/JI9Pu7CKVg8/s72-c/sn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-4295603432218112502</id><published>2010-07-12T00:07:00.006+03:00</published><updated>2010-07-12T11:52:56.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='festival'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutup çizgisi aşıkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mr. nobody'/><title type='text'>Mr. Nobody’den kalan bir küçük ‘yazı’ şimdi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TDozR1tTQJI/AAAAAAAAAHY/YJF-QufN-jM/s1600/mr_nobody1.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 197px; FLOAT: right; HEIGHT: 265px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5492759077099618450" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TDozR1tTQJI/AAAAAAAAAHY/YJF-QufN-jM/s320/mr_nobody1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Konusunu duyduğumuzda izlemek için sabırsızlandığımız filmler vardır. İzleyince 'beklediğime değmiş' dedirtir insana. 'Eternal Sunshine of the spotless mind' bu kuralı bozmayan filmlerdendir örneğin. Ancak kaide bozmayan istisna film hangisi olur? derseniz işte o zaman size ‘Mr. Nobody’ diyeceğim ne yazık ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin baş kahramanı Nemo, farklı seçimler yapması halinde hayatının nasıl şekillenebileceğini daha doğrusu geleceğini görebilen ‘blessed one’ diyebileceğimiz bir çocuktur. Nemo’nun seçimleriyle şekillenen yaşayabileceği tüm alternatif hayatlar (neredeyse 5’in 2’li permutasyonu diyebileceğimiz karışıklıkta ve sayıdaki) izleyicinin önüne serilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak filmde o kadar çok sayıda ve kafa karıştırıcı ‘bu olmasaydı şu olurdu’ yer almakta ki bir noktadan sonra takibi ne yazık ki imkansızlaşıyor. İşin kötü yanı bunun filmi dikkatli izlemek ya da doğru analiz etmekle ilgisi yok bazı şeylerin altı ne yazık ki oldukça boş bırakılmış... Örneğin gelecekte olduğumuzu sadece yüzüne dövme yaptıran bir doktorla kanıtlamaya çalışmak, (Lynchvari bir yaklaşım mı sergilenmek istenmiş bilmiyorum ancak bende pek iyi bir etki uyandırmadığı kesin) ‘suda boğulmak’ korkusunun yeterince iyi işlenmiş olmaması, görülen binlerce farklı ölüm sahnesi (bu konuda neden 1 2 değil de 10’larca ölüm sahnesi gösterilmiş? hangi ölüm sahnesi hangi alternatif hayata ait? gibi cevaplanmayan onlarca soru var. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film son zamanlarda o kadar popüler oldu ki gerçekten çok büyük bir merakla bekliyordum. Çoğu insan Butterfly Effect’le karşılaştırımış ancak Butterfly Effect’e de haksızlık yapmamak lazım diye düşünüyorum. Butterfly Effect gerçekten izleyeni tatmin eden, her soruya olmasa da çoğu soruya cevap veren bir filmdi çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mr. Nobody, bana aksine pozitif anlamda çok başka bir filmi hatırlattı: Kutup Çizgisi Aşıkları. Bilim kurgu filminin bir dram filmini hatırlatması ilginçtir tabii ama bence filmin en güzel bölümü Nemo – Anna aşkıydı. Nemo-Anna’nın 'sonsuz 'aşkı Kutup Çizgisi Aşıkları filmindeki aşka o kadar göz kırpıyordu ki, film boyunca yüzümü gülümseten bölümler hep Anna ve Nemo’nun sahneleriydi. Ayrıca filmin müziklerinin gayet güzel olduğunu söylemek boynumun borcudur elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nemo- Anna aşkını izlemek filmi izlemeyi geçerli kılan sebep olsa da ne yazık ki beklentilerimin oldukça altında kaldı Mr. Nobody. 1000'lerce kafa karıştırıcı materyeli sunup, sonra da 'bunların hepsi 9 yaşındaki bir çocuğun hayalidir' demekle de bence oldukça kolaya kaçılmış. Daha farklı yazabilmeyi sahiden çok isterdim ama en azından benim beklentilerim altında kaldı Mr. Nobody...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-4295603432218112502?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/4295603432218112502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/07/mr-nobodyden-kalan-bir-kucuk-yaz-simdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4295603432218112502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4295603432218112502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/07/mr-nobodyden-kalan-bir-kucuk-yaz-simdi.html' title='Mr. Nobody’den kalan bir küçük ‘yazı’ şimdi...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/TDozR1tTQJI/AAAAAAAAAHY/YJF-QufN-jM/s72-c/mr_nobody1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-7155337416662811418</id><published>2010-05-16T13:52:00.008+03:00</published><updated>2010-05-16T15:48:24.638+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='punk rock'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dotmarsta'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rıza kocaoğlu'/><title type='text'>PUN(ch)K ROCK</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S-_PMhxdupI/AAAAAAAAAHQ/f4mFg-knwso/s1600/punk+rock.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471819886409661074" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S-_PMhxdupI/AAAAAAAAAHQ/f4mFg-knwso/s320/punk+rock.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen sene Vur / Yağmala / Yeniden projesi esnasında, ondan önce Kürklü Merkür’de izleyip oyunculuğuna vurulduğum Rıza Kocaoğlu’nun ismini bu kez ‘yönetmen’ hanesinde gördüm bir afişte. Meşhur ‘hadi gidelim’ listeme eklemeden gittim ve böyle oyunlar çıkardığı için önce DOT’a, sonra eski oyuncu -yeni yönetmen Rıza Kocaoğlu’na, ve pek tabii ki biribirinden yetenekli 7 genç oyuncuya hayran kadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Punk Rock’ın konusuna orada burada afişinde birçok yerde rast gelmişsinizdir belki: İngiltere’de özel bir okulda okuyan ve dışarıdan bakıldığında 'kusursuz' görünen 7 sorunlu gencin hayatlarını yine en acımasız, en gerçekçi ve tabii ki en ‘in yer face’ yöntemiyle gözler önüne seriyor. Oyunda kanınızın donduğu anda sahnenin bitip oyuncuların canlı performansla rock şarkıları söylemeleri tam anlamıyla şok etkisi yaratıyor. Kulağınızı hiçbir kelime en ufak bir şekilde tırmalamazken, 7 oyuncunun da ayrı ayrı göz doldurduğu performansları sizi yerinize çiviliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunda Bennet karakteri tarafından sürekli hırpalanan, aşağılanan ve Bennet ‘gizli’ gay olduğu ve belki de kendisini arzuladığı için onu gay olmakla suçladığı ‘ezik’ Chadwick diyor ki: Yaptıkların umrumda değil, bana söylediklerin umrumda değil bu dünya ne halde biliyor musun?...’ Belki bazıları fazla didaktik bulacak, bazıları ezik karakterin çıkışı klişesi yüzünden sevmeyecek bu bölümü ama bence oyunda en çok dikkat çekilmesi gereken bölümlerden biriydi Chadwick’in yaptığı konuşma. Onların küçük dünyaları dalgalanırken, gerçek dünyada fırtınalar kopuyordu ve hepsi bununla son derece ilgisizdi. Çünkü ‘kendi dünyaları’ birileri tarafından karartılmış, sus payı olarak en prestijli okullardan birine gönderilmiş ama kendileriyle hiç ilginilmemiş çocuklardı hepsi günün sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunu başka biri ele alsa her oyunucunun ışığı bu kadar sahneye yansıyabilir miydi bilemiyorum ancak 7 oyuncunun da birbirinden rol çalmadan 90 dakikayı kotarması basit bir tesadüf olmamalı. Bundaki en büyük pay kuşkusuz Rıza Kocaoğlu’nun... Bunun dışında çeviriyi dinlerken oyun sanki İngiltere’de değil de Türkiye’de geçiyormuş hissini veren oyunu 'evrenselleştiren' çevirisi için Pınar Töre’yi de muhakkak tebrik etmek lazım. Ama yine de en en büyük tebrik in yer face akımı ile Türk seyircileri tanıştıran, izleyicilere yepyeni bir ufuk açan DOT’un... Punk Rock DOT Mars’ta...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-7155337416662811418?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/7155337416662811418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/05/punchk-rock.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7155337416662811418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7155337416662811418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/05/punchk-rock.html' title='PUN(ch)K ROCK'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S-_PMhxdupI/AAAAAAAAAHQ/f4mFg-knwso/s72-c/punk+rock.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-1398911698929905614</id><published>2010-04-10T12:16:00.003+03:00</published><updated>2010-04-10T12:18:37.794+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ferzan özpetek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serseri mayınlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka konferansı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cahil periler'/><title type='text'>Böyle olsun da ister ‘cahil’ olsun ister ‘serseri’</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S8BCJM8-7EI/AAAAAAAAAHA/o4ssS_OYOi8/s1600/sm.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 221px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458435474236304450" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S8BCJM8-7EI/AAAAAAAAAHA/o4ssS_OYOi8/s320/sm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;2008’deki Marka Konferansı’nda yılın markası açıklandığında herkesin yüzünde bir tebessüm oluştu aniden; o salonda oturan herkesin bu markayla ilgili ‘iyi bir deneyimi’ vardı. Tam da bu sebeple o marka alkışı sonuna kadar hak ediyordu. Alkışların da sonu kesilmedi, marka temsilcisi sahneye geldi. O marka: Ferzan Özpetek’di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001’de kendisiyle ‘Cahil Periler’i sayesinde tanıştım. Sonrasında birçok kişi Arka Pencere uğruna Cahil Periler’i harcasa da ben o perilerin bana hissettirdiklerini uzun süre unutamadım. Ta ki bedenim 2 hafta önce serseri mayınlar tarafından işgal edilene dek... Serseri Mayınlar, Ferzan Özpetek’in en iyi ve daha da önemlisi beni en çok etkileyen filmi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film hakkında çok şey yazıldı çizildi; galasının Antep’te yapılmasından, filmdeki bazı sahnelerin Ferzan Özpetek’in hayatından birebir izler taşımasına dek. Bunun dışında müziğine, hikayesine, oyunculuklarına ve her zamanki gibi sıcak atmosferine değinmenin klişe ama kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Soundtrack şarkısı (Nina Zili- 50mila &lt;a href="http://fizy.com/s/1f0uvh"&gt;http://fizy.com/s/1f0uvh&lt;/a&gt; ) filmi izlemeyenlerin dahi diline düşecek kadar büyüleyici, hikayesi ve insanları ise sizi çocukluğunuza döndürecek kadar temiz ve naif. Yine bir tarafı geçmişe dönük ama o geçmişteki hüzün bile iyi hissettirebiliyor sizi. Hüznü bu kadar güzel işleyen, sizi koltuğunuzda duygu karmaşına sokup yanınızdakinin elini sıkmanıza neden olacak kadar duygu seline boğan, ama sonra o selde boğulmaktan kurtaran bu adam ister Türk olsun ister İtalyan önünde saygı duruşu yapılmasını sonuna kadar hak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serseri Mayınları izledikten sonra bir kez daha böyle bir yönetmenin var oluşuna – tekrarlıyorum ister Türk olsun ister İtalyan- minnet duydum. Dilerim ki bir gün hepimiz ama hepimiz ‘serseri mayın’ olma şerefine erişebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-1398911698929905614?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/1398911698929905614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/04/boyle-olsun-da-ister-cahil-olsun-ister.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/1398911698929905614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/1398911698929905614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/04/boyle-olsun-da-ister-cahil-olsun-ister.html' title='Böyle olsun da ister ‘cahil’ olsun ister ‘serseri’'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S8BCJM8-7EI/AAAAAAAAAHA/o4ssS_OYOi8/s72-c/sm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-7140611860609858602</id><published>2010-03-30T00:12:00.011+03:00</published><updated>2010-03-30T12:51:21.216+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mert fırat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağır dilsiz film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başka dilde aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saadet ışıl aksoy'/><title type='text'>Başka Dilde Aşk / Bu aşkın dili sahiden başka...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S7Eb_Awi-fI/AAAAAAAAAG4/G4XYAYiLja4/s1600/Baska-Dilde-Ask-18-Aralik-ta-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5454171393071708658" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S7Eb_Awi-fI/AAAAAAAAAG4/G4XYAYiLja4/s320/Baska-Dilde-Ask-18-Aralik-ta-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye’de son dönemde gördüğümüz en yetenekli oyunculardan olduklarına inandığım Öner Erkan ve Onur Ünsal’ı bu denli popüler olmadan önce deyim yerindeyse ‘görmüş’ ve ‘beğenmiştim’ ama görünen o ki Mert Fırat’ı gözden fena kaçırmışım. Başka Dilde Aşk’ı izlemeden önce film ve özellikle Mert Fırat hakkında yapılan onca olumlu yorum bende klişe olarak ‘anormali’ oynayan kişinin yeteneğinin abartıldığı düşüncesini uyandırmıştı önce. (bkz: özürlüyü, hastayı, psikopatı oynayıp Oscar’ı kapanlar) Ama filmi izlediğimde farkına vardım ki bu apaçık bir önyargıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mert Fırat tüm filmde o kadar ‘Onur’du ki; kendisini tanımayanların onu gerçekten sağır ve dilsiz sanması boşuna değil. Saadet Işıl Aksoy’sa gerçekten doğaldı (aman doğal oyunculuğu Melis Birkan’la aynı kefeye konmasın ama ne olur). Ki &lt;em&gt;Lale Mansur, Emre Karayel, Ayten Uncuoğlu&lt;/em&gt; gibi oyuncuların yanında sırıtmamayı başarmak bile çok önemli değil mi zaten? İzlediğim şey bir yönetmenin ilk filmi için oldukça ‘umut vericiydi’. Üstelik bunun senaryosunda başrol oyuncusunun tuzunun olduğunu bilmek filmle ilgili olumlu düşünceleri daha da arttırdı. Hataları, gereksiz diyalogları, havada kalan soruları da vardı mutlaka ama hiçbiri haddini aşmıyor, tadını kaçırmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin esas oğlanı yani sağır ve dilsiz ama hayata küsmemiş Onur'un varlığı bile aslında en ufak şeyden krizlere, depresyonlara giren bize bir şeyler söylemeye yetiyor gibiydi. Filmimizin esas kızı Zeynep’in belki de konuşamadığı için kendini kırmayacağını düşünerek kollarına koştuğu Onur'la aslında herkesten daha çok çaba sarf ederek yaşadığı ilişkiyse pireden yorgan yakanları, kimseye tahammülü olmayanları, ‘one night stand’cileri selamlar gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka Dilde Aşk, belki hayatınızın filmi olmayacak ama Türklerin çekmeyi pek de beceremediği bir türde orjinal hikayesiyle dikkat çekmeyi, içinizi ısıtmayı, acıtasyon yapmadan sağır-dilsiz insanların hayatına dair en güzel ayrıntıları vermeyi ihmal etmeyecek. Üstelik ‘engelli’ dediğiniz, pardon dediğimiz adam aşkı böylesine hakkıyla yaşarken engelsiz olan siz-biz ne yapıyoruz diyecek kadar düşündürecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak filmde seyirciye armağan edilen Louis Aragon'un çok güzel dizeleri : Sana büyük bir sır söyleyeceğim/ Kapat kapıları/ Ölmek daha kolaydır sevmekten/ Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam sevgilim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-7140611860609858602?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/7140611860609858602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/03/baska-dilde-ask-bu-askn-dili-sahiden.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7140611860609858602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7140611860609858602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/03/baska-dilde-ask-bu-askn-dili-sahiden.html' title='Başka Dilde Aşk / Bu aşkın dili sahiden başka...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S7Eb_Awi-fI/AAAAAAAAAG4/G4XYAYiLja4/s72-c/Baska-Dilde-Ask-18-Aralik-ta-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-3111694648659937332</id><published>2010-03-17T23:24:00.002+02:00</published><updated>2010-03-17T23:28:08.895+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='leonardo di caprio'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='martin scorsese'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='shutter island'/><title type='text'>Önce ‘batan bir gemide’ydi sonra ‘kumsal’da şimdiyse ‘Ada’da...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S6FI-yOmH2I/AAAAAAAAAGg/leU2BzZFVNw/s1600-h/shutter_island.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 212px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449717267567091554" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S6FI-yOmH2I/AAAAAAAAAGg/leU2BzZFVNw/s320/shutter_island.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Yıl 1998... Orta 3’teyiz ve ilk defa bir filme 2 gün önceden bilet almışız. Filmin adı: Titanic... ‘Bebek yüzlü’ Leonardo’ya hepimiz hayranız. Hayran olduğumuz tabii ki yakışıklılığı... Ne yalan söyleyeyim bu filmden 6-7 sene sonra sadece Leonardo ‘nasıl döktürmüş’ görmek için bir filme gideceğim aklıma asla gelmezdi o zaman. Ama yılmadan usanmadan kendini geliştiren, her filminde kendi çıtasını biraz daha yükselten acayip azimli ve yetenekli bir aktör var karşımızda. Adı: Leonardo Di Caprio ama ileride hatırlanacağı film kesinlikle Titanic değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Oscar’la taçlandırılan, yeteneği ise sinema seyircileri tarafından zaten yıllardır ödüllendirilen yönetmen Martin Scorsese, ‘Mystic River’ ve ‘Gone Baby Gone’ filmlerinin de senaryolarına imza atmış Dennis Lehane’in bir başka kitabını uyarlayarak çektiği yeni filmi &lt;strong&gt;Shutter Island’da&lt;/strong&gt; yine harikalar yaratmış. Filmin Hitchcock filmlerini insana hatırlatan gerilimli atmosferi, oyunculuğuyla beyazperdede devleşen Leonardo Di Caprio’yu barındırması gibi artılarının yanı sıra, dokunduğu politik meseleler de oldukça çarpıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyirciyi filmi izlerken saran ‘lütfen film artık çözülsün’ dileği o kadar da çabuk gerçekleşmiyor. Yaklaşık bir yarım saat süren ve sizi film boyunca inandırıldığınız gerçeğin tersine ikna eden Shutter Island, kapanış sekansında son bir ‘gol’ daha atıyor seyirciye ve ‘dur bakalım yok öyle kolaycılık’ diyor adeta. Gerek filmin iki sonunun olduğuna inanlar, gerek yarım saatlik hikayeyle ikna olanlar ve gerek ilk anlatılan öyküden bir an bile şüphe duymayanlar, hikayenin orjinalliği konusunda hem fikirler. Üstünde kafa patlatacağınız ve kafa patlatmaya kesinlikle değer bir film Shutter Island.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kez izlediğinizde düğümleri çözer mi yoksa düğümler çoğalır mı karar veremediğim Shutter Island sahiden izlenmeye değer bir film. Leonardo Di Caprio’nun ‘batan geminin malı’ olmadığını bir kez daha kanıtladığı bu filmi görün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-3111694648659937332?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/3111694648659937332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/03/once-batan-bir-gemideydi-sonra-kumsalda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3111694648659937332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3111694648659937332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/03/once-batan-bir-gemideydi-sonra-kumsalda.html' title='Önce ‘batan bir gemide’ydi sonra ‘kumsal’da şimdiyse ‘Ada’da...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S6FI-yOmH2I/AAAAAAAAAGg/leU2BzZFVNw/s72-c/shutter_island.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-1607797754525671218</id><published>2010-03-07T16:32:00.008+02:00</published><updated>2010-03-07T16:53:03.124+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='an education'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>Akıldan çıkmayacak ders: ‘An Education’</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S5O6snIGrUI/AAAAAAAAAGY/IAfGPGsoioQ/s1600-h/education.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 216px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445901650001046850" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S5O6snIGrUI/AAAAAAAAAGY/IAfGPGsoioQ/s320/education.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;1960’ların İngiltere’sindeyiz. Genç kızların ve ailelerinin tek bir hayali var: zengin bir adamla yapılacak evlilik. Oxford’a gidebilecek kadar kapasiteli ve zeki kızları bile Oxford’a ‘koca bulsun’ diye göndermek istiyorlar. Hayat bunun etrafında şekilleniyor, dünya sadece bu eksende dönüyor o zamanlar İngiltere’de. Hoş ne acıdır ki geçen yıllarla beraber 180 derecelik bir değişimden bahsetmek bir hayli güç. Hele ki Türkiye’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yaşındaki zeki kızımız Jenny, hedefine kilitlenmiş, çok başarılı bir öğrenci. Ayrıca yetenekli bir çellist (bkz: çello çalan kadınlar:)) Yani hani hep o tarif edilen ‘hem güzel hem yetenekli hem zeki kızlardan.’ İşte öyle bir kızın ayaklarını yerden kesecek, ali kıran baş kesen babasını bile kızını Paris’e götürmeye ikna edecek kadar yakışıklı, zengin, kültürlü bir adam beliriyor aniden beyazperdede: David yani Peter Saarsgard. David’in Jenny’nin önüne sunduğu dünya bizleri bile büyülerken henüz 16 yaşındaki Jenny’nin her şeyden elini eteğini çekecek kadar başını döndürüyor. Aldığı eğitime ‘sıkıcı’ diyor, çok sevdiği edebiyat öğretmenini bile ‘sıradan’ olmakla itham ediyor. Çünkü onu istediği anda Paris’e götüren, istediği an istediği konserde ona eşlik eden üstelik bunun yanında ona sevgisini de sunan ve onunla evlenmek isteyen bir adam var karşısında... Arada ufak(!) kusurlarını görse de ‘kimin umrunda ki?’ diyor 16 yaşındaki Jenny. Birçok hemcinsimiz gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden tahmin edilen üzere bu peri masalının bozulmasıyla beraber alt üst olan bir hayat, yarım bırakılmış bir okul ve kırılmış bir kalp kalıyor Jenny’den geriye. Sonraki ‘kendine gelme’ dönemi çok güzel anlatılmış. Hele ki okul müdürünün ‘bizi sıkıcı bulmuştun istediğin hayata sahiptin hani?’ sorusuna, ‘The life i want, there’s no shortcut’ diyebilecek kadar bilinçlenmiş bir Jenny çıkıyor karşımıza. Bu değişimi çok abartılı bulanlar olmuş ama bence çizilen Jenny karakterinin başarabileceği bir şey bu, hayattaki amaçlarına ulaşmanın ancak ve ancak kendi çabasıyla olabileceğini, bunun için kendi potansiyelini kullanması gerektiğini idrak etmiş, ‘aklı son derece başına gelmiş’ genç bir kadın var artık karşımızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldığı tüm olumsuz eleştirilere, Oscar adayı olacak neyi varmış canım? serzenişlerine karşı bence 'An Education' hayli güzel bir film. Hataları yok demiyorum ama kusurlarıyla güzel zaten. Filmi hayali sadece ve sadece beyaz gelinlikten ibaret olan her kızın izlemesini çok isterdim çünkü bence bu tam anlamıyla bir ‘sosyal sorumluluk’ projesi olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-1607797754525671218?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/1607797754525671218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/03/akldan-ckmayacak-ders-education.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/1607797754525671218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/1607797754525671218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/03/akldan-ckmayacak-ders-education.html' title='Akıldan çıkmayacak ders: ‘An Education’'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S5O6snIGrUI/AAAAAAAAAGY/IAfGPGsoioQ/s72-c/education.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-8858289550986061664</id><published>2010-02-18T11:45:00.019+02:00</published><updated>2010-02-18T17:37:44.071+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cem özeren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='murat daltaban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='shopping and fucking'/><title type='text'>Shopping and Fucking</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S30Mqw5xD2I/AAAAAAAAAF4/OxQEy57VoCs/s1600-h/sf.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439517853754658658" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 279px; CURSOR: hand; HEIGHT: 183px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S30Mqw5xD2I/AAAAAAAAAF4/OxQEy57VoCs/s320/sf.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Geçen sene şans eseri okuduğum bir gazete ekinde 17 faklı oyunun sergileneceği ‘Dot Bilsar’da’ projesinden bahsediliyordu. İçinde Uğur Polat, Beste Bereket, Rıza Kocaoğlu, Hatice Aslan vb’nin bulunduğu Vur/ Yağmala/Yeniden’i merak etmemek imkansızdı. Bir solukta kendimizi bulduğumuz Bilsar binası her ay yeni oyunlarıyla bizi heyecanlandıran bir mekandı artık. Oyunculuklar, reji her şey neredeyse kusursuzdu ama insan en çok da bu metinleri yazanı merak ediyordu. İşte o yazar yani Mark Ravenhill’in bir diğer oyunu Shopping and Fucking’le yaptık açılışı bu sene.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’da düzenlenen Mark Ravenhill’in katıldığı panelde Vur / Yağmala / Yeniden’in yönetmeni Murat Daltaban ‘Shopping and Fucking’i okuduğunda ne kadar etkilendiğini ve oyunu sahneye koymak için ne büyük istek duyduğunu anlatmıştı. Ancak o zaman ‘şartlar müsait değilmiş’. Şimdi ise artık ‘in yer face’ akımını benimsemiş kemikleşmiş izleyici kadrosuna çekinmeden sunabiliyor Shopping and Fucking’i. İtiraf ediyorum ilk başta ‘buz’ gibi bir etki bıraktı üstümde. Uzun süre toparlayamadım, oyundan çıktığımda nefes alamadım ve sevmediğimi düşündüm. Aradan sadece 2 gün geçti bazı şeyler belirmeye başladı gözümde, ‘İncil nasıl başlar?’ diye soruyordu bir oyuncu. ‘Önceleyin’ diyordu oyuncular. Adam sorusunu yineliyordu ‘İncil nasıl başlar?’ Cevap aynı: ‘Önceleyin’. Tekrarlıyordu sorusunu ‘İncil nasıl başlar?’.Cevabı kendi veriyordu sonra: ‘Para medeniyettir, medeniyet paradır.’ Paranın Tanrı olduğu bu dünyada yaşıyoruz demenin bundan güzel bir yolu olabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraları olmadığı için seçme hakkı olmayan, kimi seveceğini seçemeyen, kiminle sevişeceğini bile seçemeyen insanların hikayesini anlatıyor Shopping and Fucking. Eşcinselliği, hiçbir şey hissetmemeye yemin etmiş 16 yaşındaki erkek fahişeyi, para tatmini için telefonda başkalarını tatmin edenleri anlatıyor. Ve oyun sizi bir anda kahkahalara boğarken bir anda bir daha gülmemecesine sarsabiliyor. Özellikle ‘para’ kazanmak için evde ‘900’lü hat hizmeti veren Ece Dizdar ve Tuğrul Tülek'in telefonu kapatınca birbirlerine bakmaları ve şöyle haykırmaları çok manidar: ‘Tanrım, insanlar ne kadar mutsuz!’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önyargılarınız varsa, bırakın ateistliği eşcinsellik bile sizin için hala tabuysa bu oyunu görmeyin. Ama gönül rahatlığıyla ne alakası var diyebiliyorsanız siz siz olun sadece ve sadece Cem Özeren’in ‘bunu bana yapma baba’ dediği sahne için bu oyunu görün. Sadece o sahne için bile sadece Cem Özeren için bile görülmeye değer ‘Shopping and Fucking’.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-8858289550986061664?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/8858289550986061664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/02/shopping-and-fucking.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/8858289550986061664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/8858289550986061664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/02/shopping-and-fucking.html' title='Shopping and Fucking'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S30Mqw5xD2I/AAAAAAAAAF4/OxQEy57VoCs/s72-c/sf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-6702950202815339055</id><published>2010-01-31T21:39:00.009+02:00</published><updated>2010-01-31T22:04:28.621+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çağan ırmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karnlıktakiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meral çetinkaya'/><title type='text'>Işığı yakma ben karanlıkta iyiyim!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S2Xc6rrq1nI/AAAAAAAAAFw/J4N2dam_49U/s1600-h/karanl%C4%B1ktakiler.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 223px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S2Xc6rrq1nI/AAAAAAAAAFw/J4N2dam_49U/s320/karanl%C4%B1ktakiler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5432991426208781938" /&gt;&lt;/a&gt;Kendi kendime verdiğim bir söz var; her sahnesi iliklerime kadar işleyen ‘Çemberimde Gül Oya’ yı izlerken verdiğim bir söz: Çağan Irmak ne çekerse çeksin ne yazarsa yazsın, neye kendinden bir şey katarsa katsın takibinde olmak. Irmak, ‘Ulak’ gibi kimsenin değerini bilemediği bir filme imza attıktan sonra daha da arttı hevesim. Ve tabii ki Karanlıktakiler’i de izledim. Gişeyle aynı dili konuşamadık bu sefer ama ben Karanlıktakiler’i sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Karanlıktakiler, karanlıkta kalmış, daha doğrusu hepimizin her gün örneklerini görüp de ‘&lt;em&gt;karanlıkta bıraktığı&lt;/em&gt;’ karakterlerin hikayesi. Üzerinde düşünmeden ‘deli/garip/ucube’ yaftasını yakıştırmayı pek sevdiğimiz karakterlerin yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde sinir bozucu ve kesinlikle çok gerçek hikayesi. Sesini duyduğumuzda bizim bile sinirlerimizi bozacak kadar başarılı bir oyunculuk sergileyen Meral Çetinkaya’nın ve ‘E-geee-mennn’inin hikayesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Birçok kişinin Çağan Irmak’ın filmleri için ‘karakterlerin verilmek istenen mesajı fazla haykırdıkları’ yorumunu yaptıklarını duydum. Bu tarzı sevip sevmemek elbette ki tercih meselesi. Karanlıktakiler için de aynı şeyi Meral Çetinkaya’nın geçmişinde tecavüz sonrası hamile kalmasının ardından aile eşrafının sarf ettiği ‘aile şerefimiz ne olacak?’ lafı için hissetmiş ve rahatsız olmuşlar bu eleştiriyi yapanlar. Oysaki bu Irmak’ın seçtiği bir yol; üstelik kendini her filminde daha da törpüleyerek, eleştirilere son derece değer verdiğini kanıtlayarak, karakterleri daha az bağırıp daha çok şey söyletmeyi başararak kendini ispat ediyor her seferinde. Ve tüm bunların dışında, 'suratına tokat atılmadıkça ne olduğunu anlamayan' Türk toplumunun bir de böyle bağıran bir yönetmene ihtiyacı yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Irmak’ın Mustafa Hakkında Her Şey’in küçük bir bölümünde seyirciye göz kırparak armağan ettiği ‘gerilimi bol sahneler’ Karanlıktakiler’in en ilgi çekici tarafı bana kalırsa. Başka hiçbir Türk yönetmen Meral Çetinkaya’nın evin önünde mahsur kaldığı sahneyi o kadar etkileyici çekemezdi diye düşünüyorum. Çetinkaya’nın yaşadığı korkuyu adeta koltuğumda hissettim izlerken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Egemen de annesi de filmin adından anlaşıldığı ve daha önce değindiğim üzere 'karanlıkta' evet ama zaten perdeleri açmaya da niyetleri yok gibi; ikisinin de filmin finalindeki haykırışları ‘ışığı yakma ben karanlıkta iyiyim’ der gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-6702950202815339055?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/6702950202815339055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/01/isg-yakma-ben-karanlkta-iyiyim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6702950202815339055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6702950202815339055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/01/isg-yakma-ben-karanlkta-iyiyim.html' title='Işığı yakma ben karanlıkta iyiyim!'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S2Xc6rrq1nI/AAAAAAAAAFw/J4N2dam_49U/s72-c/karanl%C4%B1ktakiler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-5995651932627160843</id><published>2010-01-24T16:18:00.009+02:00</published><updated>2010-03-07T13:38:20.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='once'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='when your mind&apos;s made up'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='glen hanshord'/><title type='text'>‘ONCE’ MORE...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S1xYJ0ebe3I/AAAAAAAAAFo/nc-aNl_3x-E/s1600-h/once.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 250px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430312176430316402" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S1xYJ0ebe3I/AAAAAAAAAFo/nc-aNl_3x-E/s320/once.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sinemayla ucundan kıyısından ilgilenip de ‘Once’ filminin adını duymamak olur mu? Geçen senenin başından beri birçok kişiden duydum ama her zamanki gibi yapılacak o kadar iş vardı ki ‘ilk fırsatta izlenecek filmler’ listemde sağlam bir yer edinmekle yetindi Once... Derken müzik zevkine sonsuz güvendiğim bir arkadaşım elinde cd’yle geldi; belli ki hem müzik hem de sinema açısından son derece tatmin edici bir film beklemekteydi beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filme dair yapılan yorumları okudum; ‘İrlanda’nın sokaklarında kaybolmaktan’ bahsetmiş bazı insanlar, bense kaybolmak ne kelime, uçak bileti bakar kıvama geldim; Hala daha naif, sıcak filmler benim için ‘en güzel’ kategorisinde yer alıyor ama ‘Once’ sadece naif, çıkarsız, yürek ısıtan bir film değil, ‘Once’ aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla bir müzik ziyafeti sunuyor insana. Şu satırları yazarken bile &lt;strong&gt;‘When your mind is made up&lt;/strong&gt;’ ve &lt;strong&gt;‘Falling Slowly’&lt;/strong&gt; eşlik ediyor bana. Sadece müzik yaparak daha doğrusu sadece müziğini paylaşarak birini sevebileceğini gösteren, göstermekten öte buna inandıran film ‘Once.’ Hayır kesinlikle naif bir genç kız yada genç oğlan rüyası değil. Sorumluluklarının her zaman bilincinde olan karakterlerin ayaklarının bulutlarla temas etmediği ama size kendinizi bulutlar üstünde hissettiren film Once. Kim bilir hayatımızda kaç kez Glen Hanshord’un sorduğu ‘Do you love him?’ sorusuna Çekçe ‘I love you’ diyen Marketa Irglova’nın verdiği yanıt gibi yanıtlar alıp da anlamamışızdır, kim bilir kaç kere mümkün olmadığını bildiğimiz halde birilerine ‘Haydi benimle gel’ demişizdir ya da demek istemişizidir, kim bilir kaç kez kimsenin gelmeyeceğini bile bile birini ‘beklemişizdir’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmle ilgili en sevdiğim şeylerden biri de karakterlerin adı yok. Sadece müzik yapan, müzik paylaşan müziğin yanında ‘kirlenmemişliklerini’ paylaşan bir kadın ve bir adam var Once’da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağan Irmak için ‘güzel hikaye anlatıyor ve işin kötüsü bizi buna inandırıyor, yok ki böyle şeyler hayatta’ diye yazmıştı birileri. Bense Çağan Irmak'a deyim yerindeyse &lt;em&gt;'bayılmakla'&lt;/em&gt; ve bu yoruma kısmen katılmakla birlikte, diyorum ki ‘Once güzel hikaye anlatıyor ve bunu en gerçekçi, en &lt;em&gt;‘batan ama acıtmayan’ &lt;/em&gt;şekilde yapıyor.’ Hayattan kaç tane Once çıkar biliyor musunuz? Ben de bilmiyorum ama umarım ben yaşadığım sürece onlarcasını görürüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-5995651932627160843?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/5995651932627160843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/01/once-more.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/5995651932627160843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/5995651932627160843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/01/once-more.html' title='‘ONCE’ MORE...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S1xYJ0ebe3I/AAAAAAAAAFo/nc-aNl_3x-E/s72-c/once.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-6873689642275959579</id><published>2010-01-09T00:59:00.012+02:00</published><updated>2010-03-07T13:38:52.251+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='im juli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soul kitchen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='moritz bleibtreu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fatih akın'/><title type='text'>Bu film ruhu olanlara gitsin: 'Soul Kitchen'</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S0e5U1QJiQI/AAAAAAAAAFI/BIbdqLyWofc/s1600-h/soul+k..jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 226px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424508043734386946" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S0e5U1QJiQI/AAAAAAAAAFI/BIbdqLyWofc/s320/soul+k..jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Yazlığı olanlar bilirler... O yazlık günleri kıştan iple çekilir, her sene 1.5-2 ay kalınır yine de yetmez insana, hayatın doya doya aktığı, muhteşem anlardır yazlıkta geçirilen zaman. İşte o anların birinde kulağıma ‘'fısıldandı'’ adı Fatih Akın’ın. Daha doğrusu ‘'Temmuz’da(Im Juli)'nın''. Aradan geçen 7.5 senede ne mutludur ki fısıldamaktan öte adını haykırıyorlar artık Akın’ın. Soul Kitchen işte tam da bu haykırışı ‘yankıya’ dönüştürecek bir film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zinos’un en az sevgilisi kadar naif bir aşkla sevdiği restaurantı Soul Kitchen’ı işletirken sevgilisinin başka bir şehre yerleşme kararı alması üzerine hayatında meydana gelen gelişmeleri izliyoruz aslında filmde. Bu gelişmeleri izlerken de her biri ayrı tattaki bir sürü karakterin de içiçe geçmiş ama kesinlikle ‘birbirine geçmemiş’ öykülerine seyirci kalmak sahiden 100 dakikalık nefis bir deneyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ama çok keyifli bir ‘'feel good movie'’ydi izlediğim. Aksamayan senaryosu, harika müzikleri, herbiri birbirinden yetenekli oyuncusuyla günümü güzelleştiren pardon günüme ‘harika bir tat katan’ filmdi. Tadındaki ‘'ekşilik'’ (filmde yer alan açıklanamayan bir hapisten kurtulma sahnesi, gerçekleşmesi neredeyse imkansız bir ‘düğme yutma sahnesi’ vb ) normalde yemekten soğutacakken tam da bu yüzden ‘bir tabak daha’ dedirten cinstendi. Soul Kitchen, belki de sadece Birol Ünel’in yemek yapma sahnesi için, Mortiz Bleibtreu’un elindeki kolyeyi çevirdiği sahne için, Adam Bousdoukos’un belini tutarak yürümesini görmek ve Uğur Yücel’in ‘kemik kıran Kemal’le’ sadece 3 dakikada yarattığı hissiyat için bile izlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası Akın’ın çorba niyetine önümüze sunduğu Im Juli’den ara sıcak olarak armağan ettiği Duvara Karşı’ya, ana yemek kıvamındaki ‘Yaşamın Kıyısında’ya harika bir tatlı eşlik ediyor: adı da‘Soul Kitchen’. Soul Kitchen Fatih Akın’ın ‘en tatlı filmi.’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-6873689642275959579?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/6873689642275959579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/01/bu-film-ruhu-olanlara-gitsin-soul.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6873689642275959579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6873689642275959579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2010/01/bu-film-ruhu-olanlara-gitsin-soul.html' title='Bu film ruhu olanlara gitsin: &apos;Soul Kitchen&apos;'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/S0e5U1QJiQI/AAAAAAAAAFI/BIbdqLyWofc/s72-c/soul+k..jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-7253726075489897360</id><published>2009-11-28T14:36:00.006+02:00</published><updated>2010-03-07T13:40:01.974+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pandora&apos;nın kutusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='onur ünsal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='derya alabora'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşim ustaoğlu'/><title type='text'>110 dakikada insana ‘bir ömür’ armağan eden film: Pandora’nın Kutusu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SxEabbD-4hI/AAAAAAAAAE8/kALWn4lKhE4/s1600/pandoan%C4%B1nkutusu.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 227px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409133685871927826" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SxEabbD-4hI/AAAAAAAAAE8/kALWn4lKhE4/s320/pandoan%C4%B1nkutusu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Alzheimar’lı bir anneanne, sorunlu evlatlar ve en sorunlu torunun oluşturduğu bir hikaye ne kadar etkileyici olabilir sorusuna Pandora’nın Kutusu ‘gece uyutmayacak kadar’ cevabını veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Obsesif’ derecede takipçi, sorumsuzca davranan oğlunun davranışlarını, oğlunun msn konuşmalarından bulduklarıyla önleyeceğini düşünecek kadar kontrol delisi Nesrin’in (Derya Alabora) annesini hastaneye yatırması önerisi yapıldığında kardeşine verdiği cevap çok enteresan; ‘Annesine bakamadı diyecekler’. Kız kardeşinin sorduğu ‘kim diyecek?’ sorusu daha bir manidar çünkü zaten birbirlerinden başka kimseleri yok; dahası hiçbirinin annelerini anlamaya niyeti de yok, evin en sorunlu küçük çocuğu Murat hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat’ın anneannesiyle film boyunca yaptığı içsel yolculuk filmin en can alıcı bölümü belki de. Çünkü insan Murat’ın anneannesiyle balık yediği sahne için yaşayabilir, çünkü bazen hiç düşünmediğiniz bir insan size yalnızlığınızı en güzel şekilde unutturabilir. Anneannesiyle vapurda giderken yaşlı kadının etrafına bakıp konuşan/ gülüşen insanları görüp Murat’a dönmesi ve &lt;em&gt;&lt;strong&gt;‘senin kimsen yok mu?’&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; demesi sizin bile boğazınızı düğümlerken, Murat’ı yerle bir edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi oyuncuya daha ne söylenebilir? Alzheimar’lı anneanne rolündeki Tsilla Chelton’ı gördükçe oyunculuğun yaşı olmadığı bir kez daha hatırlanır, Derya Alabora ağladıkça, sizin de içinizde fırtınalar kopar, sevgilisinin sadece ‘sevişmek’ için aradığı kız kardeş rolündeki Güzin yani Övül Avrıkan sinirlenip arabadan indiğinde siz de onunla birlikte şehrin sokaklarında kaybolmuş hissedersiniz kendinizi. Ama en çok en çok alkış bence Onur Ünsal’a gitmeli, çünkü her oyuncunun altından kalkamayacağı birçok farklı rolün altından son derece başarılı bir şekilde kalkıyor genç oyuncu. Şansın yanında olduğu aşikar ama son zamanlarda beyazperdede izlediğim ve izlemeye doyamadığım en yetenekli oyuncu olduğu da su görtürmez bir gerçek. Murat rolünde Tsila Chelton’la beraber oynadığı sahnelerde, filmin finalinde yine harikalar yaratıyor Ünsal ve tebriği sahiden hak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Türk filmlerine olan korkunç önyargı (komedi olanlar hariç) yüzünden çoğu Türk filmi vizyonda ‘çırpındığı’ 2-3 haftada silinip gidiyor oysaki Türk sineması bize ‘Pandora’nın Kutusu’ gibi filmler de armağan edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ekşi sözlükte filmle ilgili olarak yapılmış en yerinde yorumlardan biri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘şimdi ben buraya oyuncuların hepsi mükemmeldi diye yazacak olurum, e zaten yazılmış. filmin konusu üzerine kelimelerden paragraf oluşturmaya çalışırım, en güzelleri yazılmış. yeşim ustaoğlu sen bizim her şeyimizsin diye tezahüratlar dizesim gelir, onu da yapmışlar.&lt;br /&gt;ama zaten amaç kendi kendine konuşabilmek değil mi. mutluyum böyle bi film izledim, uykuya daldığımda rüyama girecek, içimde bi yerlerde hep var olacak. gidin izleyin.’&lt;br /&gt;(mireille, 23.02.2009)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-7253726075489897360?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/7253726075489897360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/11/110-dakikada-insana-bir-omur-armagan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7253726075489897360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/7253726075489897360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/11/110-dakikada-insana-bir-omur-armagan.html' title='110 dakikada insana ‘bir ömür’ armağan eden film: Pandora’nın Kutusu'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SxEabbD-4hI/AAAAAAAAAE8/kALWn4lKhE4/s72-c/pandoan%C4%B1nkutusu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-3324364718211769263</id><published>2009-11-23T00:11:00.005+02:00</published><updated>2010-07-19T14:16:43.205+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öner erkan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bornova bornova'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>Bornova bahane, Öner Erkan ve Kadir Çermik şahane...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/Swm3eYMc9QI/AAAAAAAAAEU/554-gEII7zI/s1600/bornova-bornova-poster.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 224px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407054560153629954" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/Swm3eYMc9QI/AAAAAAAAAEU/554-gEII7zI/s320/bornova-bornova-poster.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Sheakespeare’in Othello’sunda Casio rolünde izlediğim günden bu yana yeteneğini takdir ettiğim Öner Erkan, Antalya Altın Portakal’da en iyi erkek oyuncu ödülünü de kucaklayınca ‘görülecek filmler’ listesinin en tepesine oturdu ‘Bornova Bornova’. Öner Erkan konusunda zerre yanılmadığımı görmek güzel olsa da film için tamamen aynı görüşleri paylaşamıyorum ne yazık ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege’nin incisi İzmir / Bornova’da geçen öyküde, mahalle kültürü, bıçkın delikanlılar, büyük hayaller peşinde koşan ve yanlış yola sapan genç kızlar en gerçekçi ve güzel şekilde ele alınrıken, yer yer fazla gelen duraksamalar seyirciye duygusunu geçirmek yerine ne yazık ki seyircinin sıkılmasına neden oluyor. Haddinden uzun tutulan bazı sahneler filmin vurucu etkisini azaltabiliyor. Şüphesiz bu İnan Temelkuran’ın bağırmak istememesiden ve böyle bir dil kullanmayı yeğelemesinden de kaynaklanıyor ama öyle olunca izleyiciyi- en azından beni – yeteri kadar vuramıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu Türk filminin fire verdiği diyalog yazımı sahiden neredeyse kusursuz. Kulağı tırmalayan konuşma yok denebilecek kadar az. (Yalnız aslında çok başarılı olacakken koyu komünist olduğu için TRT’deki işinden kovulmuş adamın, oğlunu kimsenin çocuğuna alamadığı &lt;strong&gt;‘adidas’ &lt;/strong&gt;ayakkabıları alacak kadar sevdiğinin ima edilmesi garip bir çelişkiydi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncu seçimi girişte de söylediğim gibi çok çok iyi; özellikle son zamanlarda ‘kötü adam’ karakteri yaratılmasında zorlanılırken, Kadir Çermik kötü adam ‘Salih’ rolünde harikalar yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde dikkat çekilen bir unsur da ‘kaybedenlerin’ hayal dünyalarının çok daha zengin olduğu ve hayatta kalmak için tutundukları‘düşlerini’ ne kadar ‘gerçek’ olarak algıladıklarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bornova Bornova, eksilerine galip gelen artılarıyla görülmeye değer bir film demem sanırım yanlış olmayacaktır. En azından ele alınan konunun orjinalliği ve dudak ısırtacak oyunculukları adına izlenmeyi hak ediyor, hele ki bu sinema dilinden daha çok hoşlanan sinemaseverler için yılın en iyi Türk filmi olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-3324364718211769263?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/3324364718211769263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/11/bornova-bahane-oner-erkan-ve-kadir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3324364718211769263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3324364718211769263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/11/bornova-bahane-oner-erkan-ve-kadir.html' title='Bornova bahane, Öner Erkan ve Kadir Çermik şahane...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/Swm3eYMc9QI/AAAAAAAAAEU/554-gEII7zI/s72-c/bornova-bornova-poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-6062569276200846326</id><published>2009-11-15T21:43:00.004+02:00</published><updated>2009-11-17T09:52:21.899+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the boy in striped pyjamas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çizgi pijamalı çocuk'/><title type='text'>Pijamalı ve ‘numaralı’ çocuk...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwBaWptHrYI/AAAAAAAAAEM/ZI5SaRiKRF0/s1600-h/poster_lg.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 217px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwBaWptHrYI/AAAAAAAAAEM/ZI5SaRiKRF0/s320/poster_lg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404418898043317634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;      ‘O filmin esas kitabı var’ &lt;br /&gt;      ‘Ben kitabını okumuştum kitabı çok daha güzel’ &lt;br /&gt;      ‘Kitapta anlatıldığı gibi çekememişler, kitabı hiç böyle değildi...’ &lt;br /&gt;       &lt;br /&gt;       Kitaptan uyarlanan filmlerin kaderidir. Ben de dahil çoğu sadık kitap okuyucusu genelde bir kitaptan filme aktarılan öyküyü beğenmez, filmde aynı tadı bulamaz. Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter gibi istisnaları olsa da bu böyledir. Ama kimsenin ‘&lt;strong&gt;Çizgi Pijamalı Çocuk’ &lt;/strong&gt;için bu yorumu yapmaya ‘cüret’ bulacağını sanmıyorum. Hayır kitabını henüz okumadım ancak geçen hafta tüm çıplaklığıyla ve naifliğiyle muhteşem bir dönem filmi izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        2. Dünya Savaşı’nı konu alan filmler genelde hep beğenilmiştir, bazı kafalardan çıkan  ‘Yahudi propogandası yapılıyor, Hollywood’da başarılı olmanın yolu Yahudi olmaktan geçiyor’ düşüncelerini bir kenara bırakırsam, Çizgi Pijamalı Çocuğu işte tam da bu yüzden sevdim. Çünkü Yahudi propogandası yok, ‘insanın insanlık sınırlarını zorlaması’ üzerine kurulu sadece. Son derece naif 9 yaşındaki Alman Bruno’nun telin öbür tarafındaki ‘pijamalı ve numaralı çocuğa uzanması’yla ilgili, babası savaşı reddettiği ve ülkeyi terk ettiği için daha da acımasız olsun diye tahrik edilen Alman SS subayı’nın bu durumla gurur değil utanç duymasıyla ilgili, barbieleriyle oynayan kızın gün gelip odasına Hitler posteri asmasıyla ilgili. Filmin hiçbir- düzeltiyorum- en ufak duygu sömürüsü yapmadan bizi duygulandırmayı başarması da cabası.&lt;br /&gt;              &lt;br /&gt;         Tekerrür etmeyi pek seven tarih, tellerin iki tarafına başka insanlar başka çocuklar koydu şimdi. Daha önce zenciye - beyazdı, Yahudi’ye - Alman oldu. Sıra Filistin – İsrail’de şimdi.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Telin iki tarafında yaşayan, arkadaş olmak bir yana dursun konuşması dahi yasak iki çocuğun akıllara durgunluk verecek derecedeki dostluğu ve bağı, bu bağı bugün bile kurmakta zorlanan yetişkinlere bir şeyler söylüyor gibi. Tabii anlayana...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-6062569276200846326?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/6062569276200846326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/11/pijamal-ve-numaral-cocuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6062569276200846326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6062569276200846326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/11/pijamal-ve-numaral-cocuk.html' title='Pijamalı ve ‘numaralı’ çocuk...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwBaWptHrYI/AAAAAAAAAEM/ZI5SaRiKRF0/s72-c/poster_lg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-4721727505738261181</id><published>2009-10-29T10:51:00.007+02:00</published><updated>2009-11-01T12:01:16.944+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanalizasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanal(i)zasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eleştiri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okan Bayülgen'/><title type='text'>Kanal(i)zasyon: isminin ötesine gidemeyen skeç topluluğu...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SulYFbn7B1I/AAAAAAAAAEE/7cebnp8Y4fE/s1600-h/kanalizasyon.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SulYFbn7B1I/AAAAAAAAAEE/7cebnp8Y4fE/s320/kanalizasyon.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397942478718043986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Genelde öyle günümüz sinema eleştirmenleri gibi bir filmi yerden yere vurmak tarzım değildir zaten haddim asla değildir. Ama yeteneğinden ve zekasından zerre kuşku duymadığım Okan Bayülgen böyle bir film çekerse samimiyetinden kuşku duyduruyor ister istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca ‘medya arkasını’ herkes kadar bayılarak izledim, cam silicileri, zuzaylılari, yarışmaları ve kadın programlarını kimsenin alamayacağı kadar başarılı biçimde ti’ye alan Okan Bayülgen’i çok sevdim. Ancak bu skeçlerin daha fena versiyonlarını ard arda dizip, üstelik ne yönetmenlikte ne senaryoda gram zeka pırıltısı göstermeyen bu filme, bu filmde canlandırdığı o korkunç yapmacık tiplemeyle karşıma gelen Okan Bayülgen’e itirazım var. İtirazım var çünkü Okan Bayülgen kendine bahşedilmiş yeteneği çöpe atıyor, itirazım var çünkü Okan Bayülgen sinemaya ihanet ediyor, itirazım var çünkü Okan Bayülgen’i Ağır Roman’da izledim. Aslında ne yapabileceğini, ne kadar iyi bir &lt;strong&gt;‘karakter oyuncusu’ &lt;/strong&gt;olduğunu biliyorum. Ama o da çoğu arkadaşı yada yerden yere vurduğu meslektaşıyla aynı şeyi yaparak kolaya kaçıyor işte. Üstelik bunun ‘medya eleştirisi’ olduğunu savunarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya eleştirisi yaparken absürd komedi çekilebilir elbette ama Kanalizasyon filminin türü olsa olsa &lt;em&gt;‘zorlama komedi’ &lt;/em&gt;olabilir. Üstelik de film, medya/ tv eleştirisini anlayacak kitleye hitap etmekten çok zaten eleştirdiği kitleye yönelik olunca hepten ‘tutarsızlıklar silsilesi’ diziliyor peş peşe.Tiplemeden öteye gidemeyen birçok oyuncu da öylesine oynamış işte; sanki Okan Bayülgen tüm arkadaşlarını toplamış ve 2. bir kez tekrar bile ettirmeden sahneleri çekivermişler öylece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya eleştirisinin en iyi örneklerinden birini zaten ‘&lt;strong&gt;Dein Fernseher Lügt (Her şey rating için)&lt;/strong&gt; filmiyle Hans Weingartner çekti. Böyle bir film beklemiyordum elbette, Türkiye çok farklı bir ülke. Ancak işin içine birazcık zeka parıltısı, yada en azından ‘film’ izlediğimizi hissettiren birkaç şey katılabilirdi pekala... Yıllarca dalga geçtiği korkunç programlardan elde ettiği reytinglerle para kazanan kanallardan farkı nerde Okan Bayülgen’in?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-4721727505738261181?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/4721727505738261181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/10/kanal-i-zasyon-isminin-otesine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4721727505738261181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4721727505738261181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/10/kanal-i-zasyon-isminin-otesine.html' title='Kanal(i)zasyon: isminin ötesine gidemeyen skeç topluluğu...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SulYFbn7B1I/AAAAAAAAAEE/7cebnp8Y4fE/s72-c/kanalizasyon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-3559874527079996740</id><published>2009-10-18T22:04:00.004+03:00</published><updated>2010-02-23T23:20:14.356+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='esra bezen bilgin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aksanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><title type='text'>Sanat, ne sanat ne toplum içindir; sanat benim içindir...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SttnOMdQJ4I/AAAAAAAAAD8/tJITXf56Zs0/s1600-h/seylerin_sekli_.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 194px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394018472266049410" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SttnOMdQJ4I/AAAAAAAAAD8/tJITXf56Zs0/s320/seylerin_sekli_.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Özgüvensiz, utangaç, kendi halinde bir erkek, çekici, akıllı ve daha da önemlisi kendisine ilgi gösteren bir kadınla karşılaşırsa ne olur? Cevap çok net tabii ama vurucu ve esas cevap en beklenmedik şekilde ‘Şeylerin Şekli’nde karşınıza gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şeylerin Şekli’ bir tiyatro oyunu ama arkadaşınızın başından geçen bir öykünün aktarılması gibi aynı zamanda. Pek tanıdık olan duyguları yeniden hissetmenizi sağlayan, sandalyenizden kalkıp yere oturup, oyuncuların sırtlarını sıvazlamamak için kendinizi zor tuttuğunuz; Mehmet Ergen’in nefis rejisiyle daha da izlenebilir kılınan bir ‘eser’. Oyunun ilk anından itibaren arkadaşınızmış gibi hissettiren dört tane yetenekli oyuncu, sizi kimi zaman kahkahalara boğarken kimi zaman çok şaşırtıyorlar. Bunu yaparken tempoyu hiç düşürmeden; dekorlarını -pardon - ‘evlerini’, ‘gittikleri muayeneyi’, ‘kafeyi’ kendi elleriyle sahneye taşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evelyn (Esra Bezen Bilgin) çok yetenekli, Güzel Sanatlar öğrencisi ‘sanatı sanat için yaptığını’ iddia etse de aslında ‘Sanat, ne sanat ne toplum içindir; sanat benim içindir’ diyor oyunda. Sanat adına ne kadar ileri gidilebilir? Sanat yaparken sahiden dünyayı değiştirebilir misin? Ya da ‘sanat yap ama dünyayı değiştir’ cümlesi böyle yorumlanmalı mı? İşte bu soruları kendinize soracağınız, üzerinde çok kafa patlatacağınız ama bana kalırsa kesinlikle ‘suçlusu’ olmayan hayattan bir kesit ‘Şeylerin Şekli’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört genç oyuncu da birbirilerinden rol çalmadan, çok başarılı oyunculuklar sergiliyorlar. Ama Evelyn yani Esra Bezen Bilgin çok farklı; çok gerçek, sevilebilir, nefret edilebilir, kısacası oyunda kimseden rol çalmadan bir adım öne geçen ve keşke onu daha sık görsek dediğimiz bir oyuncu. Bartu Küçükçağlayan’ın da hakkını yememek lazım elbette. Tüm oyun boyunca o kadar ‘Adam’ gibi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeylerin Şekli’ne gidin demeyeceğim, Şeylerin şekli’ni yaşayın, deneyimleyin, test edin... Oyun sonrası oyuncuları tebrik etmeyi unutmayın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-3559874527079996740?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/3559874527079996740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/10/sanat-ne-sanat-ne-toplum-icindir-sanat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3559874527079996740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/3559874527079996740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/10/sanat-ne-sanat-ne-toplum-icindir-sanat.html' title='Sanat, ne sanat ne toplum içindir; sanat benim içindir...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SttnOMdQJ4I/AAAAAAAAAD8/tJITXf56Zs0/s72-c/seylerin_sekli_.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-614796994275684896</id><published>2009-09-19T12:05:00.004+03:00</published><updated>2009-09-19T12:21:22.409+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeni mezun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kariyer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iş arama'/><title type='text'>Kariyerini şekillendirmekte güçlük çekenlere...</title><content type='html'>‘Eğer sevdiğin işi yapıyorsan bir gün bile çalışmış sayılmazsın’ Konfiçyüs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klişe gibi gelse de bu sözün doğruluğuna çok inanıyorum ama ne yazık ki ‘sevdiğimiz iş nedir?’ keşfetme şansımız pek olmuyor. Ne lisede yalandan girilen, okulların müfredata uymak için koydukları ve aslında hiçkimsenin önemsemediği rehberlik dersleriyle ne de üniversitede akıl, güneş ve denizdeyken yapılan 3-4 haftalık stajlarla insanın ne yapmak isteyeceğine karar vermesi mümkün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki kendini çok iyi tanıyan ve üniversitede bu doğrultuda bilinçli tercihler yapmış azımsanmayacak bir kitle de var ama genellikle üstünkörü başlıyoruz çalışmaya ve ne yazık ki çoğu insan ‘öylece devam ediyor’ işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.5 sene önce ben de bu durumdaydım, mezun olur olmaz şimdi ne olacak’ın getirdiği stresle staj yaptığım yerde çalışmaya başladım. Önce her şey çok güzeldi, iyi bir şirket olmasının, edinilen muhteşem dostların etkisiyle hep ‘-muş’ gibi yaptım ve bir süre devam ettim. Sonuçta ‘istediğim alanda hiç tecrübem yokken nasıl iş bulacaktım?’ değil mi :) İşte bu korkular ve sorular aslında çok boş. İnsan bir şeyi istemeye görsün, sahiden istenilirse her şey başarılabilir. Hayat da bunu hep karşımıza çıkarmıyor mu zaten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok soğuk bir Şubat günü, istediğim sektördeki tüm firmaların çalışmak istediğim bölümündeki müdürlerini önüme aldım ve mektuplar/ bazı kişilere mailler yazdım (Bu fikri bana veren sevgili Ceyla’mı burada anmamak haksızlık olur diye düşünüyorum) sonra anlattım: kendimi, o alana olan tutkumu ve en önemlisi o alanda çalışabilmek için neler yaptığımı. Çünkü ‘istiyorum’ yetersizdir, ‘eylem’ ise gereklidir. Ve bunu yaparken insanların ne dediğini önemsemedim. Evet belki bazı yöneticilere antipatik geldi,belki bazılarına bu mektuplar hiç ulaşmadı. Ama iki kişi vardı ki; hayatımda bunu ‘iyi ki yapmışım’ diyecek kadar beni cesaretlendirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tanesi BSH Kurumsal iletişim Müdürü sevgili Fatmanur Erdoğan; onunla arka arkaya girdiğim 4 görüşme ve sonrasında CEO Norbert Klein’la yaptığım görüşme hayatımda ‘asla unutulmayacaklar’ listesinde ilk 3’te yer alıyor hala. Sonrasında CNN TÜRK geldi.&lt;br /&gt;Şu anda başka bir şirkette ama benden sadece fiziksel olarak uzakta olan eski müdürüm Burcu Cankurtaran beni anladı ve bana bir şans verdi. Burcu, sahiden hem genç hem komplekssiz, beraber çalıştığı insanın önünü açan, eşine az rastlanır bir yönetici örneğiydi. Özellikle medya gibi bir alanda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun lafın kısası dilerim ki özellikle yeni mezunların kafasında ‘ne olacak?’lar, ‘ne yapsam olur?’lara dönüşür ve o alanda bir şeyler yapmak için sahiden aksiyon alırlar.&lt;br /&gt;Çünkü biraz önce de yazdığım gibi ‘istiyorum’ yetersiz, eylem gerekli...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-614796994275684896?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/614796994275684896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/kariyerini-sekillendirmekte-gucluk.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/614796994275684896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/614796994275684896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/kariyerini-sekillendirmekte-gucluk.html' title='Kariyerini şekillendirmekte güçlük çekenlere...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-2707506575427270352</id><published>2009-09-13T22:14:00.005+03:00</published><updated>2009-09-14T09:37:52.898+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DOT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><title type='text'>Tiyatro versus diğer sanatlar...</title><content type='html'>Popüler kültüre ve özellikle Türkiye'deki genç kesme çok hitap etmiyor tiyatro farkındayım. 'Tiyatro' dendiğinde akıllara bulvar komedisi örnekleri geliyor sadece, yanlış anlaşılmalar silsilesiyle dolu komedi oyunları geliyor. Üstüne 'ya çok istiyoruz ama zaman yok' bahaneleri sıralanıyor peşpeşe... Doğrudur 22'sinden 65'ine insanın zamanının % 80'ine talip iş hayatı Türkiye'de. Üstelik karşılığında '12 işgünü' özgürsün diyor sadece. 9-6 hatta bazen 9-9 çalışan insanlar da 'gülmek istiyor' hakkıyla. Biraz da bu yüzden düşünmekten, düşündürücü şeylerden uzak insanlar Türkiye'de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de böyle olmamalı diye düşünmeden edemiyorum, çünkü genç tiyatrocu Öner Erkan'la (kendisini Organize İşler'deki Sylvio yada İki Aile'deki Ferit olarak hatırlayabilirsiniz_Ne acıdır ki tiyatro oyuncuları reklam filmleri ve dizilerden hatırlanabiliyor sadece...) 3 sene önce yaptığımız röportajda dediği gibi ''Tiyatro ‘o anda yapılan ve o anda biten’ bir sanat gibi geliyor insanlara. &lt;strong&gt;Örneğin sinemada filmin dvdsi çıkıyor dvdsini alıyorsunuz 100 yıl sonra da izleyebiliyorsunuz; resim 1000 yıl sonraya da kalabilir ama tiyatro geçicidir diye düşünülüyor. Halbuki tam tersine sahnede öyle bir şey yapar ki oyuncu; siz isteseniz de unutamazsınız. Sizin aklınızda kalır ve o anda tüyleriniz diken diken olur ve sonra onu anlatırken de aynı hissi yaşarsınız. O yüzden bu suya yazı yazmak gibi bir şey değil, unutulacak ve ölecek bir şey asla değil, tiyatro hiçbir zaman ölmeyecek. İnsanlık bittiği zaman ölür ancak.&lt;/strong&gt;.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de çok güzel oyunlar sahneye konuyor her sene. Zaten yıl boyunca yer vermeye çalışacağım ama hani sinemaya daha yakın olanlar ve özellikle Haneke, David Lynch gibi yönetmenlerin dünyalarında dolaşmayı sevenler için 'IN YER FACE' yazarların oyunlarını sahneye koyan DOT Tiyatrosu'nu şiddetle tavsiye edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezon açıldı: Artık Ekim aylarını beklemek yok, Eylül ayında da bazı tiyatrolar perdelrini açtılar. Etkinlik takvimini bir sonraki yazıma saklıyorum;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-2707506575427270352?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/2707506575427270352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/tiyatro-versus-diger-sanatlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/2707506575427270352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/2707506575427270352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/tiyatro-versus-diger-sanatlar.html' title='Tiyatro versus diğer sanatlar...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-4633241763152719791</id><published>2009-09-10T18:51:00.007+03:00</published><updated>2011-01-16T23:16:20.219+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özgü namal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutluluk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='murat han'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>Mutluluk_ Avuç İçi Kadar Mutluluk yeter...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SqkiRZG0zQI/AAAAAAAAACU/nDBFeG-mdhA/s1600-h/mutluluk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379868912063401218" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 208px; CURSOR: hand; HEIGHT: 160px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SqkiRZG0zQI/AAAAAAAAACU/nDBFeG-mdhA/s320/mutluluk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İtiraf edeyim; Zülfü Livaneli’nin başarılı romanı ‘Mutluluk’un sinemaya aktarılacak olmasına ne kadar sevindiysem de kamera arkasındaki ismin Abdullah Oğuz olması beni bir parça tedirgin etmişti. ‘Asmalı Konak Hayat’ filmini ele alışından çok da haz etmediğim Oğuz’un, Mutluluk’ta sergileyeceği performanstan çok ümitli değildim. Ne mutludur ki yanılmışım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zülfü Livaneli’nin Mutluluk romanından yola çıkarak uyarlanan filmde gerek görsel açıdan gerekse senaryonun işlemesi açısından aksayan hiçbir şey yok. Çoğu Türk filminin bu ikisinden birinde muhakkak fire verdiğini düşünecek olursak bu sahiden Türk sineması adına çok iyi bir gelişme sayılabilir. ‘Kirlendiği’ ya da ‘kirletildiği’ için - ki iki durumda da suçlu- töreler gereği ölmesine karar verilen Meryem’in ve hiç acımdan verdikleri kararı uygulayacak cesareti bile olmayan aile eşrafının bu görevi verdikleri Cemal’in yola koyulmasıyla olaylar başlıyor. Bu ikilinin, mükemmel yaşamından, evinden, karısından bunalmış ve çareyi süper lüks teknesiyle kaçmakta bulmuş Profesör İrfan’la yollarının kesişmesi ise üç karakterin de hayatlarında dönüm noktası oluyor. Filmde iki kültür arasındaki çelişkiler en dikkat edici unsurlardan biri. Film bu akıl almaz ama seyirciye ‘ne yazık ki tamamiyle gerçek’ hissini veren çelişkileri yansıtmada oldukça başarılı. Zayıf kaldığı tek yönün İrfan’ın yaşamını yansıtırken yarattığı ‘eksiklik’ duygusu olduğunu söyleyebiliriz. İrfan, Meryem ve Cemal kadar doğal değil sanki. Ama bunun nedeni kesinlikle İrfan’ın zengin, hayatın tüm güzelliklerini tatmış, sadece monotonluktan sıkılmış bir portre çizmesi değil. İrfan’ın doğal gelmemesi; öyküsünde, öyküsünün aktarımında insanı tatmin etmeyen, eksik bir şeyler olmasından kaynaklanıyor bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunculuklara gelecek olursak; Özgü Namal'ın harikalar yarattığını söylemek boynumuzun borcu olmalı. Meryem rolünü bu kadar hissederek, böylesi başarıyla oynayacak başka kim olabilirdi bilmiyorum. Özgü Namal bu filmle aldığı tüm iyi yorumları sonuna kadar hak ediyor. Filmin Cemal'i yani Murat Han da Namal'dan aşağı kalır bir performans sergilemezken; Talat Bulut'un bazen abartılı ama başarılı oyunculuğu da göz dolduruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluk; sinema salonunu terk ettiğinizde hayatınızı ve 'sorun' gördüklerinizi tekrardan düşündürecek kadar etkili, filmdeki bir çok sahneyi beyninize kazıyacak kadar görselliği başarılı, çıtayı yükselten bir Türk filmi. Filmin ismi ben de salondan çıktığımda, bilindik eski bir şarkının çağrışımını yaptı. Ki şarkının sözleri de Meryem için de geçerli aslında; 'Avuç içi kadar mutluluk yeter...'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-4633241763152719791?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/4633241763152719791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/mutluluk-avuc-ici-kadar-mutluluk-yeter.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4633241763152719791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/4633241763152719791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/mutluluk-avuc-ici-kadar-mutluluk-yeter.html' title='Mutluluk_ Avuç İçi Kadar Mutluluk yeter...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SqkiRZG0zQI/AAAAAAAAACU/nDBFeG-mdhA/s72-c/mutluluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-6389609702858350801</id><published>2009-09-09T22:51:00.008+03:00</published><updated>2009-09-09T23:44:36.955+03:00</updated><title type='text'>Soysuzlar Çetesi_ Tarihi değiştiren film...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SqgPPIQPK5I/AAAAAAAAACM/niR3oZ8kYm4/s1600-h/soysuzlar+%C3%A7etesi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 263px; FLOAT: left; HEIGHT: 198px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379566507482098578" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SqgPPIQPK5I/AAAAAAAAACM/niR3oZ8kYm4/s320/soysuzlar+%C3%A7etesi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Tarantino dendiğinde sinemayla ilgisi olsun/olmasın herkesin aklına bir sürü şey gelebilir: Uma Thurman, Kill Bill, Pulp Fiction, Rezervuar Köpekleri, ‘Tarantinovari’ kara mizah, geyik muhabbet ustası... vb. Ama Soysuzlar Çetesi gerek orjinal hikayesi, gerekse nefis oyunculuklarıyla diğer filmlerden bir parça sıyrılarak, herkesin aklında en az ‘Tarantino’ kadar kalıcı yer edinecektir sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü yıllarda Yahudileri ‘avlayan’ bir kiteleye Nazi’lerin kafasını yüzerek karşılık veren bir çete vardır: Soysuzlar Çetesi; ve kader bu çetenin, filmin başında soluksuz izlediğimiz gerilimi adım adım arttıran Yahudi ailesi katliamından şans eseri kurtulan Shossansa’nın, Hitler’in ve Shossansa’nın ailesini katleden Nazi Albay Hans’ın yollarını birkaç yıl sonra Fransa’da kesiştirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusu ilk duyulduğunda herkesin aklına ‘yine mi bir propogandayla karşı karşıyayız?’ sorusu takıldıysa da filmi izledikten sonra konunun bu kadar basitçe özetlenmesinin haksızlık olacağına sanırım herkes katılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brad Pitt’n yıllar geçtikçe daha da iyi bir oyuncu olduğunu kanıtladığı su götürmez ve herkesin kabullendiği bir gerçek. Soysuzlar Çetesi’nde de nefis Güneyli aksanıyla harika bir iş çıkarıyor. Ama Nazi Albay Hans’a hayat veren Christoph Waltz’ın oyunculuğu diğer oyuncuları bir parça da olsa geride bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarantino, film boyunca sinema severlere de kıyaklar yapmayı ihmal etmiyor; filmde sessiz sinemanın en önemli aktörlerinden Emil Jannings’e yer vermesi, Emil Jannings’i seven ve tanıyan sinema izleyecisinin yüzünde hoş bir tebessüm oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarantino sevin sevmeyin, Soysuzlar Çetesini izlemekten çok büyük keyif alacak, ‘tarihi değiştiren’ bu filmin dvd’sini rafınıza eklemek için plan yapıyor olacaksınız. Filmden sonra herkesten duyduğunuz ve belki duymaktan sıkıldığınız birçok yorumu film bittikten sonra siz de yapıyor olabilirsiniz aman dikkat!:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-6389609702858350801?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/6389609702858350801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/soysuzlar-cetesi-tarihi-degistiren-film.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6389609702858350801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6389609702858350801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/soysuzlar-cetesi-tarihi-degistiren-film.html' title='Soysuzlar Çetesi_ Tarihi değiştiren film...'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SqgPPIQPK5I/AAAAAAAAACM/niR3oZ8kYm4/s72-c/soysuzlar+%C3%A7etesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-6563724693915390599</id><published>2009-09-09T10:15:00.004+03:00</published><updated>2009-09-09T10:53:15.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yüksek lisans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vodafone'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turkcell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avea'/><title type='text'>Yüksek Lisans ders seçimi + sabah karmaşası</title><content type='html'>Şu anda iki masa ötede saat 10.00'da yayınladığımız haber toplantısı çekilmekte; biraz önce haber merkezimiz isyan etti; çünkü kurumsal hat olarak kullanılan Vodafone çekmiyormuş. Bu sabahki kargaşada kimse birbirine ulaşamamış. Turkcell'e geri dönmekten bahsediyorlardı, sanırım Turkcell'in hala açık ara 1. olmasının nedenlerinden biri de bu... Kimsenin aklına Avea gelmedi, ben hatırlatmaya çalıştım:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu kargaşanın yanında haftaya Pazartesi başlayacağım Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi yüksek lisans programı için ilk dönem derslerimi seçtim; sağ olsun Yoncacım da (müdürüm) epey yardımcı oldu; müdürüm olduğu için değil, Yonca olduğu için o benim Yoncacım;) Onu ayrı bir yazıyla anlatırım; 'En iyi kadın yönetici nasıl olur?' konulu bir yazıda anlatılabilir Yonca ancak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte derslerim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Pazarlamada Dijital Rönesans_ Ebru Çapa&lt;br /&gt;2) Pazarlama: Kalıpları Kırmak_ Levent Erden&lt;br /&gt;3) Kantitatif Araştırma Yöntemleri_Vural Çakır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftanın 3 günü Santral'in güzel kampüsünde olacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşama Inglorious Bastards filmi hakkında yorumlarımla huzurlarınızda olacağım;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-6563724693915390599?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/6563724693915390599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/yuksek-lisans-ders-secimi-sabah.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6563724693915390599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/6563724693915390599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/yuksek-lisans-ders-secimi-sabah.html' title='Yüksek Lisans ders seçimi + sabah karmaşası'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4380388056890475451.post-1334000126540015005</id><published>2009-09-08T22:59:00.000+03:00</published><updated>2009-09-08T23:16:03.208+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başlangıç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı'/><title type='text'>Başlıyoruuummm:)</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Bundan 5 sene önce sevdiğim filmler hakkında bir şeyler karalamaya başlamıştım. Arkadaşlarımın da (sağ olsunlar ve hep olsunlar) verdiği destekle, tesadüfen bir sinema sitesine gönderdim yazdıklarımı... Beklenmedik bir şey oldu ve yazılarımı yayınlamaya başladılar. Ama sonra tembellik ettim. İşler yoğundu, 9-6 çalışmaya başlamıştım bahanelerini es geçiyorum; düpedüz boşladım yazmayı; ama anladım ki kafada kurmak daha fena... O yüzden 'show must go on'.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;"&gt;Biraz filmler, biraz görülen oyunlarla, birazcık medyayla ve yeni başlayacağım yüksek lisansın da vereceği birikimle beraber ucundan kıyısından birazcık pazarlamayla ilgili bir şeyler karalayacağım. En azından kendi içimi dökeceğim:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hande's way dedim çünkü Carlito's Way'i çok seviyorum üstelik kullanıcı adım şirkette handes:)&lt;br /&gt;Son olarak Carlito's Way'den çok sevdiğim bir replik: 'Favor gonna kill you faster than the bullet...'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4380388056890475451-1334000126540015005?l=handesway.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://handesway.blogspot.com/feeds/1334000126540015005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/baslyoruuummm.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/1334000126540015005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4380388056890475451/posts/default/1334000126540015005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://handesway.blogspot.com/2009/09/baslyoruuummm.html' title='Başlıyoruuummm:)'/><author><name>hande sonmez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08361145580388174598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_HnX1_oeAA74/SwuZwHT1yqI/AAAAAAAAAEc/haGvMSvyTHY/S220/handeprofil.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry></feed>
